02 04 2011

TESETTÜR-2

“Humur,hımar” kelimesine geleceğimi yazmıştım. “Hımar” konusuna gelmeden önce Rabbimiz “وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ على جُيوبِهِنَّ ” “Örtülerini, başörtülerini yakalarına vursunlar, görünmeyecek şekilde kapatsınlar” buyururken bir önceki وَيُبْدينَ زينَتَهنَّ إلَّا ما ظَهَرَ مِنها ” “Zinetlerini, güzelliklerini görünen müstesna açmasınlar” ifadesiyle neden “ف” bağlacıyla değilde “وَ”  bağlacıyla bağlanmış şeklinde biraz Arapça bilenler tarafından sorulabilir. Bilmeyenler için kısaca söyleyelim “ف” ile bağlanan ifade kısaca bağlılık, gereklilik gibi anlamlara gelir detaylı olarak bilmek isteyenler dilbilgisi kitaplarına bakabilirler. Yani “ف” ile bağlansaydı  zinetlerini görünen müstesna açmasınlar o halde örtülerini (zinetlerini görünen müstesna açmasınlar) ifadesine bağlanacak şekilde yakalarına vursunlar şeklinde bir anlam çıkardı. Yani bağımsız bir ifade olarak durmaz bunun gereği olarak bulunurdu. “وَ” ise bizim kullandığımız ve bağlacıyla aynı şekilde kullanılır, yani ifade daha bağımsız bir hal alır, bu durumda “hımar” kelimesine bağımsız bir anlam yüklemeliyiz diyenler olabilir. Bu durum “وَ” bağlacının kullanılmasının zaruri olmadığı durumlarda geçerli olabilir. Burada ise “وَ” bağlacını kullanılması zaruridir. Çünkü “ف” bağlacı ile bağlansaydı “zinetlerinizi görünen müstesna açmayın o halde  örtülerinizi, başörtülerinizi yakalarınıza vurun” gibi iki ifadeyi tamamen birbirine bağlayan birbirine has kılan bir anlam çıkacaktı. Yani mümin kadınların görünen müstesna zinetlerini açmamaları için, göstermemeleri için sürekli tesettür halinde bulunmaları gerekecekti, halbuki bir kadın evinde otururken de zinetini mahreme göstermemiş, açmamış oluyor veya sadece kadınların bulunduğu bir etkinlikte örneğin zinetini mahreme göstermemiş oluyor. Bu durum  mümin kadınların sürekli tesettür halinde bulunması gibi ayetle çelişen bir durum ortaya çıkaracaktı, halbuki görünen müstesna ifadesine kadınların mahremleri yanında zinetlerini, güzelliklerini açabilecekleri anlamı da girer. Ayrıca Rabbimiz insanlara zorluk değil, kolaylık vermeye çalışmaktadır aynı şekilde bu durum bu gerçekle de çelişecektir.

Bu bahsettiklerim bu ayetlerin anlaşılması için gerekli olan bilgiler değildir, yazının başlarında da ifade ettiğim gibi kuran-ı kerim çok açık ve anlaşılır üzerinde tartışma bırakmayan bir kitaptır zaten, ayet indikten sonra sahabi hanımların ayetin gereğini nasıl yerine getirdiklerinden bahsettik. Fakat bazı kimseler kuranı kendi akıllarına göre yorumlayarak insanların bilgisizliğinden de faydalanarak kafa karıştırmaya, kafa bulandırmaya çalışmaktadılar. Yazının başında Kuranın kimsenin yorumuna göre hatta Peygamber Efendimizin(S.A.V.) bile yorumuna göre anlaşılmayacağını belirtmiştim(yorum ifadesi yanlış anlaşılmasın, yorum kelimesini Allaha göre değilde kendisine göre anlamında kullandım), kuran tamamen Allah kelamıdır ve Allah ne buyuruyorsa o anlaşılır. Peygamber Efendimiz(S.A.V.) Allaha en yakın kişi olarak ayetleri tebliğ etmekte ve açıklamaktaydı; haşa kendi nefsine göre, kendi aklına göre kendi yorumuna göre açıklaması düşünülemez. Allahu Teala neyi seviyorsa  Peygamber Efendimiz(S.A.V.) onu tavsiye ediyordu, Allahu Teala neyi emrediyorsa  Peygamber Efendimiz(S.A.V.) onu uygulatıyordu.

Bu bilgileri de verdikten sonra “وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ على جُيوبِهِنَّ “başörtülerini, örtülerini yakalarına tamamen örtecek şekilde vursunlar” kısmına geçebiliriz ve Burada geçen “hımar” kelimesiyle ilgili olarak , “bu başörtüsü anlamına gelmiomuşki, bizi kandırmışlar o dönemde geleneksel bir şeymiş örtünmek ondan dolayı örtünüyolarmış” diyenlere cevap verebiliriz.

1-Başörtüsü anlamına gelir çünkü Rabbimiz ayette zinetlerini açmamaları için örtünmelerini emrediyor, saç ise açıkladığımız gibi bir zinettir.(zinet kadınların güzellikleri anlamındadır, saç ise kadının bir güzelliğidir)

2-“Hımar” örtü anlamına gelir başörtüsü anlamına gelmesi için “res” kelimesiyle kullanılması gerekir, diyenler de olmuştur.  “Hımaru-res” ifadesi kullanılsaydı, eksiklik oluşacaktı; yani baş örtünecekti fakat vücudun örtülmesi anlamı eksik kalacaktı. Bu bazılarına çok ince bir detay gibi gelebilir, ancak Allahın kelamında hiçbir açık bulamazsınız, en ince detayına kadar kuran bir mucizedir, Allahın kelamı en ince detaya kadar apaçıktır. Bundan dolayı hem başı hem vücudun geri kalanını kapsayan ve zinetlerin örtünmesi, kapanması anlamını taşıyan “hımar” kelimesi kullanılmıştır. Dikkat ederseniz elbise anlamını veren bir kelime kullanılmamıştır, çünkü elbise altını gösterebilecek şekilde veya vücut hatlarını gösterebilecek bir şekilde olabilir; “hımar” dendiğinde ise ayetin içerisindeki anlamıyla kadınların zinetlerini görünen müstesna olmak üzere örten hem başörtüsü hem vücudu örten, içerisini göstermeyen, vücut hatlarını ortaya çıkarmayan elbise anlamına gelir. Yani “hımar” ayette bırakın başörtüsü anlamına gelmemesini hem başörtüsü, hemde vücudu örten elbise anlamına gelir.

3-Sahabe hanımlarından, ayet tebliğ edildikten sonrasıyla ilgili yazının başında verdiğim hadisten “hımar”ın hem başörtüsü hemde vücudu örten elbise olduğunu anlıyoruz.

4-“Hımar” araplar içinde günümüzde de başörtüsü anlamında kullanılır herhangi bir arama motoruna arapça “hımar” kelimesini yazarsanız karşınıza ilk olarak başörtüleri gelir.

Bunun gibi daha çok delil sıralanabilir, fakat bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum.

O dönemde örtünmenin geleneksel olduğunu bundan dolayı örtünmenin İslamda olduğunu iddia edenlere karşı da o dönemde geleneksel olan örtünmenin İslamdaki örtünme tarzı olmadığını yakaları, gerdanları açık bırakan arkaya doğru atılan başörtüsü şeklinde olduğunu söylemeliyiz .Bu bilgiyi nerden edindilerse yanlış edinmişlerdir demek isterdim; fakat araştırarak, bilgi sahibi olarak bu iddiaları ortaya attıklarını zaten sanmıyorum. Bundan dolayı zaten Yüce Rabbimiz yakalarına vursunlar, yani açık kalmayacak şekilde tamamen kapatsınlar buyurmaktadır.

Gördüğümüz gibi atılan bu iddialar tamamen Müslümanların kafasını karıştırmaya yönelik, fitne oluşturmaya yönelik hiçbir dayanağı olmayan iddialar. Yoksa bahsettiğim gibi Allahın ayetlerinin anlaşılamaması düşünülemez herkesin anlayacağı şekilde gayet açıktır. Kuran-ı Kerim şifreli, anlaşılmaz, gizemli bir kitap değildir. Bu gizemli yönlerinin, şifreli yönlerinin olmadığı anlamına gelmez;  ama bu yönleri bu bahsettiğimiz gibi bu konularda değildir, yani herkesin anlaması gereken konularda değildir.

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ على جُيوبِهِنَّ ” “başörtülerini, örtülerini yakalarına tamamen örtecek şekilde vursunlar” kısmında  burada geçen “humur” kelimesinin tekili olan “hımar” kelimesinden bahsettik. 

Buradaki fiil ile ilgili olarak ise yani “وَلْيَضْرِبْنَ” fiili ile ilgili olarak da yine kafa bulandırmaya yönelik, insanları yanıltmaya yönelik iddialar atılmıştır. Bu fiil meallerde vursunlar şeklinde geçer. Okuyanlar elbiseyi vurmak nasıl olur diye doğal olarak düşünebilirler, bunu yazının devamında göreceğiz. Bu fiilin salsınlar anlamına geldiğini de iddia edenler olmuş(sözlükte pekçok anlama geldiği halde bu anlamla alakası yoktur) bunlara söyleyecek hiçbirşeyim yok, bunlara belki bir sözlük hediye etmek isterdim ama arapça harfleri okuyabileceklerini zannetmiyorum.

Bu fiilin sözlükte, kullanımına göre çok fazla anlamı vardır. Mesela buna en yakını “ ضرب على يده" “Bir kimseyi salıvermeyerek  elinden tutmak” anlamına gelir. Bunun dışında “bir şeyi diğer şeye katmak, vurmak, gitmek, seferden vazgeçip mukim olmak..(El-Mevarid Arapça-Türkçe Sözlük, Mevlüt Sarı)”  gibi daha pekçok anlama gelir.

“جيوب- جيب” ise yaka, gerdanlık, cep(önemli bir bilgi:cep içeriye doğru açılan açıklıktır, gömleklerimizdeki, pantolonlarımızdaki ceplerimiz anlamının yanında, zaten bundan dolayı bunlara cep denir ) anlamlarına gelir. Buradan da gördüğümüz gibi “على” harf- i ceriyle kullanıldığında; yakayı, gerdanlığı ve bütün vücudu açılmayacak, görünmeyecek şekilde kapatmak anlamı çıkar. “Vurmak” gibi sert bir anlamada gelen bir fiilin kullanılmasının sebebi açık bırakmayacak şekilde, içerisini göstermeyecek şekilde ve örneğin ufak bir rüzgarda bile açılmayacak şekilde olması anlamının verileceği bir kalıpta kullanılmış olmasındandır.

Bütün bu bilgileri bilebilmek, anlayabilmek için Arapça konusunda uzman olmaya, Arapça duayeni olmaya, Arapçayı anadilde bilmeye, çok iyi Arapça konuşmaya gerek yoktur. Şahsen ben bunların hiçbirinde değilim, fakat bu aslında konunun ne kadar basit olduğunu göstermektedir. Bırakın ayetin doğrudan anlaşılmasını detaylı olarak incelendiğinde bile ne kadar açık olduğunu, anlaşılmasının ne kadar kolay olduğunu göstermektedir. Çünkü Kuran herkese hitap etmektedir; bilgili, bilgisiz, okuması olan, okuması olmayan, genç, yaşlı herkese hitap eder, bundan dolayı Allahın bir lütfu olarak çok kolay anlaşılır ve anlatımında hiçbir boşluk ve akılda soru bırakmaz.

Ayetin devamında Rabbimiz kadınların zinetlerini kimlere açabileceklerini söyler.

“..kendiliğinden görünenler dışında zinetlerini açmasınlar ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar, zinetlerini açmasınlar; ancak kendi kocalarına, yahut kendi babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut kendi oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut kendi biraderlerine, yahut kendi biraderlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kendi kadınlarına, yahut kendi ellerindeki cariyelerine, yahut ihtiyacı olmayan erkeklerden tabilere, hizmetçilere,  yahut henüz kadınların avretlerine muttali olmayan çocuklara müstesna..”(Nur Suresi-31)

Gördüğümüz gibi bunlar kadının zinetini açabileceği kimseler, örtünme   göğüslerin kapanmasına has olsaydı bazılarının uydurdukları gibi, bunlar göğüslerini açabilecekleri kimseler olacaktı, takdiri okuyuculara bırakıyorum , onların takdirini de tabiki Allaha bırakıyoruz.

Bu kısmı detaylı olarak ele almıyorum. Gördüğümüz gibi sadece bu sayılanlara baksak zaten Rabbimizin neyden bahsettiği anlaşılıyor.

Bundan sonra Yüce Rabbimiz “Gizlemekte oldukları zinetlerinden anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar” buyurmaktadır. Buna da Elmalılı M.Hamdi Yazır’ın tefsirinden bir alıntı yapalım: “.. yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki: gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar, yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler..” yürürken özellikle dikkat çekmek maksadıyla ses çıkarılmamasını, yürüyüş tarzını  gösterir.  Yani kasıtlı hareketlerden kaçınılmasını gösterir. Kadınınların erkeklerden farklı olarak kendilerini gösterebilmeleri için cinselliklerini önplana çıkarmalarına gerek yoktur çünkü onlar akıllarıyla, zihinleriyle, varlıklarıyla erkeklerle eşit seviyededirler. Tabiki bu söylediğim açıklıkla, kapalılıkla ilgisi yoktur. Açık kadınlardan da böyleleri olabileceği gibi kapalı kadınlardan da olabilir, zaten Allahu Teala bu yüzden bu emri vermektedir. Yani zinetinizi gizledikten sonra bilinsin diye bu tarz hareketlerde bulunmayın buyurmaktadır Rabbimiz. Bazı kadınlar örtündükten sonra şeytana uyarak erkekleri etkilemek için, onların dikkatlerini bu yönde çekmeye çalışabilirler, Rabbimiz kadınlara bundan sakınmalarını emrediyor.

Son olarakta Rabbimiz “Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” Buyurmaktadır.

Ayetlere bu şekilde baktıktan sonra genel olarak bazı önemli hususlara değinebiliriz.

Öncelikle dinde zorlama yoktur, bu husus özellikle çok önemlidir bunu biz değil örtünmeyi emreden yüce Rabbimiz buyurmaktadır:

"Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a iman ederse, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.(Bakara-256)

Kimse örtünmeye zorlanamaz, iyilik emredilir ve kötülükten nehy edilir fakat  ayette “ikrah” kelimesi geçer. “İkrah” bir kimsenin istemeyerek,  aslında yapmak istemediği reddetiği bir şeye zorlanmasıdır. Biz insanların öncelikle ahiretiyle ilgileniriz, Allaha iman etmeyen, kurana iman etmeyen birisini zorla tesettüre sokmamızın hiçbir anlamı olmaz. İyiliği emretmek birisine istemediği, kabul etmediği bir şeyi zorla yaptırmak değildir. İyiliği emretmek, Allahın emrini tebliğ etmek, nasihat etmektir. Allahın emrine uyan uyar, uymayan uymaz zorlamayla kimsenin örtünmesini sağlayamayız. Zorlamayla örtündüğünde bir kimse bunu kerih görecektir, yani bu durumda “ikrah” yapmış oluruz bu ise haramdır.

Hayatın içerisinde ikrah mutlaka olur. Mesela bir suçluyu hapse attığımızda onun doğal olarak hapse  istemeyerek girdiğini görüyoruz, kimse isteyerek hapse girmez. Bu ikrahtır, diğer alanlarda bu olur fakat dinde olmaz, İsteyen iman eder istemeyen iman etmez, iman eden sapasağlam bir kulpa tutunmuştur. Ayetleri gördük isterse örtünür istemezse örtünmez. Biz her şarttada insanların iyiliğini düşünerek iyiliği emredip, kötülükten sakındırmalıyız, bunu yapmadığımız takdirde bildiğimiz halde onları uyarmamış oluruz ki bu bizi de vebal altına sokar. Fakat bu istemedikleri halde örtünmeleri anlamına gelmez, her örtülü kadın isteyerek örtünmüş olmalıdır çünkü onu ahirette kurtaracak olan istemeyerek giydiğinde zahirindeki örtüsü değil Allaha iman ederek Allahın emrini yerine getirmesidir. Öyle olmasaydı münafıklar da cennetlik olurlardı, onlar da namaz kılıyorlardı. Hatta Peygamber Efendimiz(S.A.V.) zamanındaki münafıkların cennette yüksek derecelerde olması gerekirdi ama öyle değildir tam tersidir, onlar cehennemliktir ve Peygamber Efendimiz(S.A.V.) zamanındaki münafıklarda derece olarak cehennemin daha alt tabakalarındadır.

Tekrar söylersek önemli olan dünyadaki şekil değildir, önemli olan insanların ahiret hayatlarının kurtarılmasıdır. Bu nedenle Mümin kadınların Allaha iman ederek, kendi istekleriyle onun emrini yerine getirmeleri önemlidir. Çünkü ahirette onları zorla örtündürenler değil kendileri yargılanacaktır. Bize düşen zorlama, baskı değildir; onların istemeyerek örtünmeleri dinde ikrah olur yani ayette gördüğümüz gibi haram olur. Bize düşen Allahın bunu emrettiğini, Peygamber Efendimiz(S.A.V.)in bunu emrettiğini kısacası İslamın bunu emrettiğini anlatmaktır, yani iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktır.

Zannedildiğinin aksine İslam baskı zorbalık dini değildir. Özgürlük dinidir. Sadece Müslümanlara değil Müslüman olmayanlarada özgürlük dinidir. Çünkü Allah katındaki dindir, tek geçerli hak dindir. Müslüman olanlarda Allahın yarattığıdır, Müslüman olmayanlar da; dolayısıyla Müslüman olanlara da özgürlük verir, Müslüman olmayanlara da. Müslüman olanlara da kendi içlerinde özgürlük verir, Müslüman olmayanlara da kendi içlerinde özgürlük verir.

Son olarak Allahın hepimizin iyiliğini düşündüğünü tekrar hatırlatalım. Allahu Teala tamamen hem mümin erkeklerin hemde mümin kadınların iyiliği için bu emirleri vermektedir. Bununla birlikte dinde zorlama yoktur ve bu da dini bir konudur. Kimseyi örtünmeye zorlama diye bir şey söz konusu olamaz, biz sadece Allahın emirlerini tebliğ ederiz, açıklarız.

147
0
0
Yorum Yaz