27 01 2013

İSLAM İKTİSADI

 

İslam İktisadı aslında çok basit temellere dayanır. Günümüzde karmaşıklaşan ekonomik ve finansal sistem iktisadı geliştirmemiş aksine aslında çok basit olması gerekli olan bu sistemi aksatmıştır.

İKTİSADİ SİSTEM NEDEN BASİT OLMALIDIR?

İktisadi sistemin basit olması demek, İktisadi ihtiyaçların mevcut kaynaklarla karşılanmasının önüne engellerin konulmaması demektir.

Ne ihtiyaçlar ne de kaynaklar sınırsız değildir. İhtiyaç, tüketim ile ilgilidir. Tüketilen veya tüketilecek olan mal ihtiyacın konusudur. Sınırsız miktarda para ve olanaklarımızın olduğunu varsaysak bile tüketemeyeceğimiz bir kısım mutlaka kalacaktır.

Genel ve özel durumda bazen ihtiyaçlar kaynakların üzerinde olabileceği gibi bazen de kaynaklar ihtiyaçların üzerinde olur (Kaynaklar:Üretim faktörleri ve faktör gelirleri). Gerçek hayatta sınırsız ihtiyaçlara sahip toplumlar veya bireyler yoktur.

Genel durum toplumlarla ilgili özel durum bireyler ve hane halklarıyla ilgilidir.

(I)İhtiyaçlar, kaynakların üzerinde olduğu durumda kaynakların artırılarak dengeye getirilmesi gerekmektedir.

(II) Kaynakların ihtiyaçların üzerinde olduğu durumlarda kaynaklar, yeni ihtiyaç alanlarına aktarılır. Yani (I). Durumdaki dengesizliğe aktarılarak denge durumuna getirilmeli. Bu sağlandığı takdirde veya sağlanamadığı durumda Dış Pazarlardaki (I).Durumlara aktarılır. Dış Pazarların ikinci plana atılmasının sebebi(İnsani Yardım gerektiren haller hariç) bu durumda elde edilecek faktör gelirlerinin (I).Durumu güçlendirebilecek olması veya kendi sektöründe daha verimli ve etkin olmasını yavaşlatabilecek olmasıdır.

Örneğin, Kaynakların Enerji Sektörü Hammaddesi hariç diğer bütün sektörlerde ihtiyaçların üzerinde olduğunu varsayarsak, bu fazlalık Enerji Hammaddesi Potansiyeli varsa buraya kaydırılır veya alternatif kaynaklara yönelik çalışmalar yapılır. Böylece kısa dönemde kazançlı çıkacak gelişmiş sektörler kısa dönemde daha az kazançlı veya zararlı çıkarak uzun dönemde çok daha büyük oranda kazançlı çıkar.

Günümüzdeki ekonomik anlayış, ihtiyaçların sınırsız olduğunu vurgulayarak hiçbir zaman tam tatmin durumuna ulaşılamayacağını savunur. İhtiyaçlar, arzular anlamında kullanılırsa bu ifade doğrudur. Fakat her arzu ihtiyaç olarak kabul edilemez. Bu durumda iktisadın gayesi ihtiyaçların tamamen karşılanması ve arzuların karşılanabilecek maksimum oranda karşılanmasıdır.

(I). ve (II). Durumda en azından ihtiyaçların tamamen karşılanması mutlak maksattır. Olmazsa olmaz maksattır. Daha sonra arzuların maksimum oranda karşılanması için çalışılır.

Barınma, Giyim, Gıda, Eğitim, Sağlık, İş(Çalışma)..ßTemel İhtiyaçlar. Eğlenme, Boş vakitleri değerlendirme..ßGenel Diğer İhtiyaçlar. Genel Diğer İhtiyaçların detaylandırılması(Futbol, Basketbol sahalarından sonra, küçük golf sahalarının yapılması..)ßÖzel Diğer İhtiyaçlar ile ihtiyaçların tamamen giderilmesi sağlanır. Öncelikle belirli bir alanda temele, genele yönelinir. Örneğin Motor Sporlar konusunda ihtiyaçların giderilmesi için araba yarışları ve motorsiklet yarışları ile ilgili ihtiyaçlar giderilir. Daha sonra bu konuda özel ihtiyaçlara yönelinir. Örneğin sürat teknesi yarışları gibi (özel durumundan dolayı deniz kıyılarında veya göllerde).

Bütün ihtiyaçlar tamamen giderildikten sonra sıra arzulara gelir. Örneğin bir arabası olan kişi birde spor arabası olmasını ister, Spor arabası olduktan sonra birde jipinin olmasını ister, daha sonra bir spor arabasının daha olmasını ister… Bu şekilde uzar gider.. iktisadın amacı bu arzularında adaletli bir şekilde maksimum noktada giderilmesini sağlamaktır.

Sistem bu kadar basit olmalıdır. Günümüzdeki ekonomik sistem ile karşılaştırdığımızda sırf faiz çeşitleriyle karşılaştırılsa bile bu sistem çok basit kalır. Sistem karmaşık olacaksa yani gelişecekse bu adaletsizliğin geliştirilmesi yolunda değil bu basit sistem üzerinde adaletli bir ekonomik sistemin geliştirilmesi yönünde olmalıdır.

AKVARYUMDAKİ BALIKLAR

Günümüzdeki geçerli anlayış, insanları akvaryumdaki balıklar olarak veya beslenen evcil hayvanlar olarak görür. Beslenen hayvanın yemi, bizim kendimize yaptığımız yemekler gibi çeşitli olmaz (hatta bir gün yediğimiz yemeği ertesi gün yemeyiz) aksine neredeyse ömürleri boyunca ayni yemi yerler, yemeklerinin üzerine soslar yapmayız ve sürekli birşeyler isterler, eğer gidermezsek ve sorun olacaksa hemen karşılarız( Eve pisliğini yapacaksa hemen dışarıya gezdirmeye çıkarırız). Acıkmalarının fazla bir önemi yoktur hatta bazılarına göre açlıktan ölmesinler yeter.

Akvaryumdaki balıklar gibi ihtiyaçlar sınırsızdır. Balığa ne kadar yem verirsek verelim yer ta ki aşırı yemden ölene kadar. Ölmeyecek kadar yem yemesiyle biraz daha yemesinin farkı yoktur hatta daha fazla yem verilirse daha maliyetlidir. Maliyeti düşürmek daha önemlidir. Balıklar açlıktan birbirlerini yiyecek hale gelirlerse biraz yem atılır.

Bazende karınca gibi görürler. Karınca bile yorulurken onlar yorgunluğu kabul etmezler. Çünkü karınca çoktur, birtanesinin yokolması birşeyi değiştirmez, daha binlerce, milyonlarca karınca vardır. Bir karınca pes edene kadar çalıştırılır, pes etmesinin de bir önemi yoktur, çünkü bir değeri yoktur, piyasada milyonlarca daha sömürülmemiş karınca kapılarında bekliyordur zaten. Bu yüzden bir miktar karıncanın dışarıda kalmasını isterler, çünkü aldıkları karıncayı bitirdikten sonra karın tokluğuna yenisini bulmalarının kolay olmasını isterler.

Örnekler çoğaltılabilir fakat sonuçta insanları insan hariç herşey olarak görebilirler, örneğin önceki yüzyıllarda mal olarak görülüp köle ticareti yapılması gibi.

Fakat her seferinde bu sistem sonuçta kendi aleyhlerine döner (Ekosistemi bozduktan sonra bundan en büyük zararı yine bizim görmemiz gibi). 1. ve 2. Dünya Savaşı bunun en belirgin örneğidir. Ekonomik krizler diğer bir örneğidir. Birde olağan örneği vardır ki çok basit olan bu gerçeği anlamak istemezler. O da bal üretimi yapan birisinin arıların neslini tüketmek yerine geliştirmesi sonucunda daha fazla kazanacağı gerçeğidir. Yani ekonomi geliştikçe daha da fazla gelişecektir. Yatırımlar arttıkça, işsizlik azaldıkça, ücretler arttıkça, verimlilik arttıkça bu dört unsur aynı yönde daha da artar. Fakat bunun yerine gayri insani adaletsiz bir sistemi kabul ederler ta ki krizler çıkana kadar sonra tekrar aynı sistem devam eder, balıklar açlıktan birbirlerini yemedikçe sorun yoktur..

EKONOMİK SİSTEM

 

·       1.Sütun gelirleri gösterir.

·       2.Sütunun altında aynı şekilde devam eder. Ve sürekli bu şekilde devreder. Fakat F’ değerleri her seferinde küçülmesine sebep olur. Büyüme durumunda bile kapasitesinin altında büyür.

·       1.Sütunda sadece dar gelirlilerin harcamalarını görürüz. Tasarruf yapamazlar. Aldıkarı ücretin tamamını temel harcamalarına harcarlar, geriye kayda değer bir miktar kalmaz.

·       2.Sütun (Y) Kısmında dar gelirlilerin harcama yaptıkları ve bazen orta ve yüksek gelirlilerin katıldığı harcama yapılan alanlardır(Örn: Ekmek hem dar gelirliler hemde orta ve yüksek gelirliler tarafından alınır, toplu taşım araçların yüksek gelirlilerin mecbur kalmadıkça kullanmamaları..)

·       2. Sütun Harcama yapılan alanlardan dar gelirlilere ücret orta ve yüksek gelirlilere ücret ve kârlar dağılır.

·       Dar gelirlilere gelen ücret aynı şekilde devretmeye devam eder.

·       Orta ve Yüksek gelirlilere dağılan ücret ve kârlar 2.Sütundaki alanlardaki veya diğer harcamalara dağılır(Y+DH). Diğer harcamalar(DH), dar gelirlilerin gelirlerinin yetersiz kalmasından dolayı harcama yapamadıkları alanlardır(Eğlence harcamaları gibi).

·       Faiz sisteminden dolayı (H+F’) harcamalar bir miktar azalacaktır, bunun sonucunda gelirlerde bir miktar azalma olacaktır. Gelir azaldıkça gelecek kaygısından dolayı tasarrufa ayrılan miktar artacaktır(parayı kendisine çekecektir). Tasarrufa ayrılan miktar arttıkça insanlara(X)  kâr ve ücret olarak dönmesi gereken para hem atıl halde kalmakta hemde büyüyerek başka paraları yutmaktadır. Kanserli bir hücreye dönmekte ve sürekli büyümektedir. Aslında küçük gibi gelen bu oran ekonominin büyük bir sistem olması ve sürekli bir devir içerisinde olması düşünüldüğünde küçük bir kar topununun büyümesi gibidir.(I)a

·       Harcamalar azalınca yatırımlarda azalacaktır.(I)b

·       Yatırımlar azalırken veya artarken, (T+F’) yatırımların artma kapasitesini azaltacaktır yada azalışını hızlandıracaktır. Bir önceki durumla arasında bir zamanlama yoktur önce, sonra veya aynı anda olabilir.(I)c

·       Yani diğer bir durum da yatırımların azaltılmasıyla (şablonda (Y) ve 4.Sütun alt kısmı) gelirlerin azalmasıdır. Daha sonra (I).Durum devam eder.

·       (Y) ve 4.Sütun alt kısmı, paranın döndüğü alanlardır. Buralarda mal veya hizmet verilir, karşılığında para alınır(X), alınan parayla mal veya hizmet satın alınır.. Faiz sistemini kaldırdığımızda gelirler artar, gelecek kaygısı azalır, atıl tasarruflar azalır, mevcut tasarruflar (I)c durumuna gelmeden yatırımlara döner, devrederek devam eder. (II).Duruma geçiş yapılır.

·       Yatırım ve Tüketim kredileri arasında zamanlamanın önemi yoktur bahsettiğimiz bütün etkiler birlikte bir etki oluşturur. Yazılış sıralamasının bir önemi yoktur.

·       3.Sütunda en alttaki kutu sadece orta ve yüksek gelirlilerin harcamalarından gelir elde edilen yerlerdir (Örn:Golf Sahası işletmesi..).

Bu şablondan çıkarılması gereken 1. ve 2. Sütun ve F’ değerleridir. Böylece (X) 3.Sütuna kayar ve (Y) 4.Sütunun alt kısmına kayar,    

(X)à(Y)à(X)à(Y)à…… şeklinde adil-etkin-insani düzen sağlanır (Harcama-Yatırım(Tasarruf)àgeliràHarcama-Yatırım(Tasarruf)à..).

(ÇİFTÇİ+KASAP+FIRINCI)-TEFECİ

Basit bir şekilde anlamak için para arzının olmadığını, dış ticaretin olmadığını, sadece elde edilmiş bir madenden üretilen paranın olduğunu varsayalım (piyasadaki para miktarı hep sabit). İnsanlar üretim yapmakta(Örn: çiftçilik) para ile takas etmekte, daha sonra harcamakta(Örn:et almakta, ekmek almakta) harcadığı para (Kasap,fırıncı) kendisinden meyve sebze almaktadır. Bu şekilde üretim kapasitesi düzenlenmekte ve herkes hakettiği alışverişi yapmakta(fırıncı ekmeği daha iyi yaparsa daha fazla para kazanmakta, daha fazla et ve meyve-sebze almaktadır). Ürün az çıkarsa refah seviyesi buna göre düzenlenir. Fakat sonuçta günümüzde tam kapasitede oldukça yüksek miktarlarda üretim, teknolojinin yardımıyla rahatlıkla yapılabilir.

Bu basit sistemde tasarruflar faizsiz olarak borç verilmekte, hatta sadaka olarak ihtiyaç sahiplerine yardımcı olunmaktadır. Zaten para hiçbir engele takılmadan dolandığı için tam kapasitede dağılmaktadır, dolayısıyla maksimum ölçüde harcanmakta kalan parayı biriktirerek harcama süresi ortadan kalkmakta veya azalmaktadır.

Şimdi bu basit sistemimize tefecimizi koyalım. Tefecimiz çiftçimiz olsun ve çiftçilik yaparak bol miktarda para kazanmış, artık çalışmasına gerek olmadığını düşünmekte ve faizli olarak borç vermeye başlamıştır. Tefeci piyasadan ne kadar fazla para toplayıp kiraya verebilirse o kadar çok kazanabileceğini bilmektedir. Piyasadan çektiği para arttıkça, daha önce üretim yapan(tarla işçileri) daha sonra işsiz kalan çalışanlarını da tefecilik bürosuna almaktadır. Böylece zararlı, sözde istihdam ortaya çıkmaktadır. Piyasadan çekilen para sürekli arttıkça işsizlik de artacaktır ve onları işsiz bırakan tefecimiz üretimi azalttığı yetmiyormuş gibi kalan paralarıda çekmek için onları işsiz bırakan sisteme çalışan olarak alacaktır.

Tefecimiz artık işlerini büyütmüştür ve heryere yayılarak şubeler açmıştır. Fırıncı kazandığı para azaldığı için(tefeciliğin yayılmasıyla üretimin azalmasından dolayı) para biriktirmek zorunda kalmıştır, parasını tefeciye yatırarak çoğaltacaktır, fakat bu arada tefecinin borç verdiği kişide aslında müşterisidir, müşteri %3 faiz vermiştir(%1 fırıncıya,%2 tefeciye) ödediği faizden dolayı %3 oranında daha az ekmek alacaktır.

Diğer yandan yüksek miktarda para kazanan kasap, faizden para kazanmak varken çalışarak yorulmasına gerek kalmadığını düşünerek yüksek miktarda parayı tefecimize vermiştir. Üretim azalmıştır (Azalan üretimden dolayı ayrıca insanlar tüketim kredilerine başvurmaktadır), yatırım yapmayı düşünen bir müteşebbis tefecideki bu parayı almakta, kazanacağının garantisi olmadan yatırımını yapmakta, piyasadaki para tefecinin elinde olduğu ve ancak faiz(ek maliyet) karşılığında alınacağından bu yatırımlar olması gereken ölçüde talep görmemekte, kaybettiği takdirde kaybetmesi yetmiyormuş gibi onun para kaybetmesine sebep olan para hırsızlarına(tefecimize) haracını vermektedir. Kazandığı takdirde bu kazanılan parada hiçbir hakkı olmayanlara pay vermektedir.

Para kiraya verilemez. Para zaten kazanılan bir haktır ve herkesin çalışması oranında para kazanmaya hakkı vardır. Bu hak para karşılığı verilemez. Malın kiraya verilmesinde ise durum farklıdır. Bir evin kiraya verilmesinde ev kiracının hakkıdır, başkasının kiralanan ev üzerinde hakkı yoktur. Fakat kiraya verilen para ve onun kira getirisi üzerinde başkalarının hakkı vardır. Çünkü para bir mal değil araçtır.

Sisteme faiz girdikten sonra örneğimizdeki çiftçi zaten üretimden çekilmişti, daha sonra kasapta üretimden çekildi, fırıncı faize verdiği para nedeniyle zarar etti, müteşebbis yeterli talep bulamadı gelen talepten kazandığı parayıda haraç veya haksız pay olarak verdi. Bu örnekler milyonlarla çarpılınca ortaya inanılmaz büyük bir zarar ve sömürü düzeni çıkar.

İslamiyet insanların insanlar üzerinde tahakkümüne karşı çıkmış, her alanda adaleti sağlamak üzere gelmiştir. İslam her türlü sömürü düzenine karşıdır. Bu nedenle insanların zararına olan(hem Faiz yiyen hemde faiz veren açısından) faiz sistemini yasaklamıştır. Bu sistem açık bir suç sistemidir. İnsanların paraları sürekli bir şekilde çalınmaktadır. Daha sonra çalınan paraları haraç veya haksız pay (faiz) karşılığında iade edilmektedir. Para amacından saptırılmaktadır.

VERGİLER

Ekonominin tamamen üretime dayalı olmasından bahsettik. Faiz nedeniyle üretim imkanı varken üretimden çekilen bir kısım vardı. Vergilerin ise bir kısmı üretime giderken bir kısmı hizmete gider. Vergilerde önemli olan kamu harcamalarının gerektiği ölçüde olmasıdır. Ulusal güvenlik, iç güvenlik gibi hizmetlerin üretilmesi(Kamusal mal) gereklidir. Fakat vergi alarak, yani piyasadan para çekerek hiçbir üretimde, hizmette bulunmayanların faiz yiyenlerden hiçbir farkı yoktur. Bu yüzden vergilerin adaletli alınması(oran ve dağılım açısından) ve kamu harcamalarının verimli olması çok önemlidir.

 

Kısaca faiz sistemi çalışmadan para kazanmaktır. Faizin olmadığı sistemde para harcama veya yatırımlar yoluyla ekonomiye tekrar döner ve tekrar kendisine gelir, çünkü para beklerken artmaz aksine azalır(kesintilerle) bu nedenle parayı harcamamak veya yatırıma dönüştürmemek para sürekli azalacağı için zararlıdır. Paranın bu şekilde çalışmadan, haksız yere artmasındansa ekonomiye dönerek, eski sahibine daha büyük fayda sağlaması daha mantıklıdır, daha doğrudur. İşte bu yüzden faiz, riba haram; bey’(satış, üreterek para kazanmak) helal kılınmıştır (Üretim bir mal üretmek olabileceği gibi, ticaretini yapmak, hizmet üretmek, eğitimcilik yapmak, güvenliği sağlamak.. gibi sonuçta bir fayda sağlayan meşru faaliyetlerdir).

Riba, faiz hepsi aynı anlamdadır. Kısaca riba para ile ilgili haksız fazlalıktır, fazlalaşmadır.

Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere vermeyin.(Bakara-188)

Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. .(Bakara-275)

Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. .(Bakara-276)

Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin. .(Bakara-278)

Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Resûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun.Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. .(Bakara-279)

İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.(Al-i İmran-39)

Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.(Al-i İmran-130)

Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.(Nisa-29)

Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yaparsa (bilsin ki) onu ateşe koyacağız; bu ise Allah'a çok kolaydır.(Nisa-30)

Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.(Nisa-31)

Menedildikleri halde faizi almalarından ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemelerinden dolayı içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık.(Nisa-161)

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ribâyı (fâizi) yiyene de, yedirene de lânet etti."

Müslim, Müsâkât 25, (1579); Ebu Dâvud, Büyû 4, (3333); Tirmizî, Büyû 2, (1206); İbnu Mâce, Ticârât 58, (2277).

Ebu Dâvud ve Tirmizî'nin rivayetlerinde şu ziyade vardır: "( faiz muâmelesine) şâhitlik edenlere de bu muâmeleyi yazana da..."  

 

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İnsanlar öyle bir devre ulaşacak ki, o zamanda ribâ yemeyen kalmayacak. Öyle ki, (doğrudan) yemeyene buharı ulaşacak."

Bir rivayette "...tozu ulaşacak" denir.

Ebu Dâvud, Büyû 3, (3331); Nesâî, Büyû 2, (7, 243); İbnu Mâce, Ticârât 58, (2278).

 

165
0
0
Yorum Yaz