25 05 2011

HZ.ADEM(A.S.), ÖNCESİ ve SONRASI-2

Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.(Al-i İmran/33)

Bu ayette gördüğümüz gibi bir silsile vardır ve aralarında geçen zamanın da bu denli orantısız olması beklenmez.

İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.(Meryem/58)

Bu silsile de zaman aralıkları aşağı yukarı bellidir ve bu peygamberler belirli bir zaman dilimlerini belirli dönemleri temsil ederler bahsettiğimiz 7000 yıllık dönem kendi içerisinde belli, birbirine eşit dönemlere, parçalara ayrılır. Bu bakımdan böyle bir silsilede Hz.Adem(A.S.)ı milyonlarca yıl öncesine atamayız.

 

Kuran-ı Kerim’de geçen kavimlerin arkeolojik bilgilerine ulaşabilmekteyiz, bu da bu kavimlerden ibret alabilmemizin bir gereğidir, bu durum yüzbinlerce yıl öncesine gidilmesini gerektirmez; gerek arkeolojik kalıntıların netliği, gerekse (sadece günümüz için düşünülmemeli) sözlü olarak ulaşılabilirliği, gerekse kavimlerin yeryüzüne dağılması ve günümüzdeki gibi medeniyetler oluşturması(dünyanın dört bir tarafındaki medeniyetler yaklaşık M.Ö.3000 yıllardan sonra ortaya çıkmaya başlamıştır) bu tarihin 7000 yıl ile sınırlı olmasını gerektirmiştir.      

Hz.Adem(A.S.) yaklaşık olarak bundan 7000 yıl kadar önce tarihlerde Cennetten yeryüzüne indirilmiş bulunduğundan ve Hz.Adem(A.S.) halife olduğundan dolayı Hz.Adem(A.S.)dan önce yaşamış insanlar bulunmaktadır. Bununla ilgili Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

70-Andolsun ki biz, Ademoğullarını kerem (şan ve şeref) sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızdan birçok kimseye tafdil ettik(seçtik,lütufta bulunduk).

71 - Kıyamet günü bütün unası(insanları,insan gruplarını) imamlarıyla (önderleriyle, ilkleriyle, başlarıyla) çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar.(İsra/70-71)

Meali olduğu gibi eksik bırakmadan ayette geçen kelimeleriyle birlikte verdim. Herhangi bir tahrif, eksiltme veya fazlalık yoktur. Parantez içerisinde geçen kelimeler ise meallerde geçen veya benim eklediğim kelimelerdir.

İlk ayette seçtik, lütuflarda bulunduk anlamını veren kelime “faddale” fiilidir, “tercih etmek, lütufta bulunmak” gibi anlamlara gelir. Meallerde kabaca “yarattıklarımızdan” şeklinde meal verilmekte fakat yarattığımız kimseler anlamında “men” ifadesi geçmektedir ki insanlar için kullanılır. Burada genel olarak Ademoğullarından bahsedilmektedir ve Ademoğullarının yarattığımız kimselerden, pekçok kimseden üstün olduğunu, pekçok kimseye yani bir çokluğa tercih edildiğini gösterir. “Kesir” ifadesi yaratılanların çoğundan anlamını vermez, “bir çokluk”, “sayıca çokluk” anlamı verir. Ve burada “men” ifadesinden dolayı “kimseler” anlamı vardır. Ayetin başında da özellikle “Ben-i Adem” ifadesi gelir. Yani “ey insanlar sizleri yarattıklarımızın pekçoğundan üstün kaldık” anlamı yoktur; yani  sadece ayetten bu anlaşılmaz demiyorum; ayetteki kelimeler, harfler böyle bir anlama gelmez diyorum. Ayette insanoğlu ifadesi yoktur, Ben-i Adem(Ademoğulları ifadesi vardır); “men” ifadesiyle yarattıklarımız anlamı insanlara kısıtlanmıştır; yarattıklarımızın çoğu anlamı yine yoktur çünkü “kesir” kelimesi vardır kısaca yaratılan insanlardan bir çokluk anlamlarına gelir. Üstün kıldık anlamının sığ kaldığını Allahın lütfu ile ilgili konular ve tercih edilme, seçilme anlamlarını da unutmayalım.

Buradaki “men” ifadesiyle meleklerin veya mukarreb meleklerin kastedildiğini söyleyenlerde olmuştur. Ben-i Adem içerisinde müminler olduğu gibi kafirlerde vardır hepsini kapsar, kafirlerin meleklerden birçoğunluktan yani pekçok sayıda melekten üstün olduğunu kimse söyleyemez. Burada eşitler karşılaştırılmaktadır; müminiyle, kafiriyle Ademoğulları ile mümini ve kafiriyle diğer insanlar karşılaştırılmakta, Ademoğulları seçilmekte ve yaratılan pek çok sayıdaki insanlara tercih edilmektedir.  Burada Ademoğulları ve diğer insanlar arasındaki mümin-kafir sayısı, oranı karşılaştırılmamakta; yerde ve denizde taşınma ve rızıklanma gibi Allahın lütfuna mazhar olma konuları verilmektedir. Aslında burada bir karşılaştırma sadece pekçok sayıda insana tafdil edilme anlamında vardır, önceki husuların sonucu olarak gelmez ayrı ayrı “ve” bağlacıyla bağlanır. Ademoğullarının keremlendirildiği, yerde ve denizde taşındığı rızıklandırıldığı anlatılır ki bu önceki insanlar için de geçerlidir, farklı olan bunlara yani bu çok sayıda insana tercih edilmiş ve “fazl”a mazhar olmuş olmalarıdır. “Fazl” bizim elde ettiklerimiz bize lütfedilenlerdir, örneğin Cuma suresinde ilgili ayette Allahın fazlından arayın buyrulmaktadır. Burda üstünlük olarak meali verilen kelimenin Allahın kelamındaki kullanımını, bu ayetleri anlamak için, iyi bilmek gerekmektedir.

Ben-i İsrail ile ilgili geçen birden çok ayette aynı kalıp, aynı fiil aynı şekilde aynı anlamda gelir yani burdaki “faddale” fiili gelir ve bunu üstünlük anlamında alırsak başka ayetlerle çelişiriz, hiçbir kavmin, ırkın başka bir kavme, ırka üstün olmadığı ile ilgili ayetlerle çelişiriz. İlgili ayetler İsrailoğullarının üstünlüğünü göstermez, seçilmiş olmalarını, pekçok Allahın lütfuna mazhar olmalarını, Allahın büyük nimetlerine mazhar olduklarını gösterir. Gördüğümüz gibi meallerde yazıldığı şekliyle üstünlük anlamında değil ayette geçtiği haliyle “fazl” haliyle almamız gerekmektedir. Nasıl Ben-i İsrail Alemlerin üstünde tafdil edildiyse, Ben-i Ademde yaratılan pekçok insanın üstünde tafdil edilmiştir.

Üstünlük olarak meallendirilebilecek ayette “ekrem” ifadesi geçer, “efdal” ifadesi geçmez:

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz(Ekreminiz) O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.(Hucurat/13)

Diğer ayeti kerimede bütün insanları imamlarıyla, yani ilkleriyle çağıracağız buyurmaktadır Yüce Rabbimiz. Önder olarak meallendirilen kelime “imam” kelimesidir. İmam; ilk, öncü, önder gibi anlamlara gelir. “İmam” kelimesinin kökünden, “ana, birşeyin aslı, ümmet, kişinin aşireti, boyu, millet, cemaat, örnek” anlamları da çıkmaktadır. Bir önceki ayetin anlamından burada bahsedilen imamların hangi anlamlarda kullanıldığı anlaşılıyor.

 

45-Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. (Geride) Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar (bırakılmıştır.)

46 - Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.

47 - Bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında birgün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.

48- Zulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, sonunda onları yakalayıvermiştim. Dönüş ancak banadır.

49 - De ki: "Ey insanlar! Ben size ancak apaçık anlatan bir uyarıcıyım." .(Hac/45-46-47-48-49)

Kuranda kıssaları geçen kavimlerin izleri ibret alınacak şekilde bize kalmıştır.

“Gerçek şu ki,  sizden önce nice ümmetler gelip- geçmiştir.  Bundan dolayı yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl oldu bir görün”. (Ali-İmran-137)

Hz.Adem(A.S.)dan önceki insanlığın tarihi milyonlarca yıl kadar öncesine gider. Milyonlarca yıl öncesinden nasıl ibretler alabiliriz? Demek ki ibret alabileceğimiz arkeolojik kalıntıların gidebildiği tarihlere gitmemiz gerekmekte, bu da Peygamber Efendimizin(S.A.V.) buyurduğu gibi yaklaşık olarak 7000 yıl kadar öncesidir. 7000 yıldan sonrası ile ilgili olarak da arkeolojik kalıntılar aynı şekilde olmasa da tabiki var fakat ibret noktasında yetersiz kalır. Hz.Adem(A.S.)ın kavmine, yani ilk ümmete Nuh Tufanıyla helak olan kavmin izlerinden ulaşabiliyoruz bu yeterli bir ibrettir.

Kavimlerle ilgili fazla detaya girmek istemiyorum fakat kısaca konunun anlaşılması için burada biraz alıntılarla biraz da kısaca bilgiler vererek bahsedebiliriz.

Öncelikle Türklerle başlayabiliriz. Türk kavimlerinde M.Ö.3000 li yıllara gidebiliriz(Afanasiyevo Kültürü, Kelteminar Kültürü)

Çin Medeniyetine geldiğimizde yine aynı şekildedir. yaklaşık 5 bin yıllık yazılı tarihi ile dünyanın en eski medeniyetlerindendir. Bununla birlikte üzerinde ideografik çizimlerin bulunduğu yaklaşık 6000 yıl öncesine ait kalıntılara ulaşılmıştır("China" Encyclopædia Britannica. Ultimate Reference Suite. Chicago: Encyclopædia Britannica, 2008). İdeografik yazı, erken dönemlerde Sümerlerde ve Eski Mısır yazısında da gördüğümüz resimlerle, sembollerle anlamların ifade edildiği yazı tekniğidir.

Sümerlere gelirsek, Sümerlerin M.Ö.3500-2000 yılları arasında yaşadıkları kabul edilir. M.Ö.3500 tarihine dikkat etmemiz gerekiyor, bu ulaşılabilen tarihtir bu tarihinde öncesiyle birlikte ortaya çıkan ilk medeniyeti görebiliriz ki bu medeniyet çok gelişmiş bir medeniyettir. Yazıyı bu konuyla detaylandırmadığım için herkesin ulaşabileceği bir kaynaktan sadece alıntılar yaparak Hz.Adem(A.S.) dan Hz.Nuh(A.S.)a ve Hz.Nuh(A.S.)dan sonrasıyla ilgili bu medeniyet ve sonrası  hakkında biraz fikir sahibi olabiliriz. Tabiki ilk dönemlerden itibaren göç eden insanlar da olmuştur, zaten bundan dolayı ilk medeniyet Mezopotamya da ortaya çıkar(ubaidliler) diğer medeniyetler Nuh Tufanından sonra veya yaklaşık o dönemlerde ortaya çıkarlar. Yani diğer medeniyetler tufandan önce veya sonra göç eden insanlar tarafından oluşmuştur bundan dolayı tarihlemede yaklaşık olarak M.Ö. 3000’li yıllar karşımıza çıkar.

“Mezopotamya, medeniyetin beşiği olarak bilinen coğrafi bölge ve medeniyet.”

Medeniyetin beşiği yani medeniyetin doğduğu başladığı yer. Hz.Adem(A.S.)ın ve torunlarının ilk yerleştikleri ve medeniyet kurdukları yer.

“yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya'da Sümerlilerde ortaya çıkmıştır.”

“Genel kanı Sümerlilerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşimi sonucu benzerliklerin olduğu yönündedir.”

 “Yazı, dil, tıp, astronomi, matematik, gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlilerdir. "Yaratılış" ve “Tufan”a ilk kez Sümerlilerde rastlanır.”

“M.Ö. 4000 yılları başlarında Sümer sınırları kanallar veya sınır taşları ile belirlenmiş bir düzine şehir devletine bölünmüştü.”

“Tufan’dan sonra bazı şehir devletleri diğerleri üzerinde hakimiyet kurdular. Şehirleri birleştiren kralların ilki, M.Ö. 2800 yıllarında Kiş kralı olan Etana idi. Kiş, Erech, Ur ve Lagash şehirleri diğerlerine hakim olabilmek için asırlarca yarıştılar. Bu durum Sümerleri harici düşmanlara karşı zayıf durumda bıraktı. Önce Elamlılar (M.Ö. y. 2530-2450) ve sonra Kral Sargon yönetimindeki (M.Ö. 2334-2279) Akadlılar Sümerlere saldırdılar. Sargon hanedanı yaklaşık 1 asır iktidarda kaldı ve şehir devletlerini birleştirdi.”

Hz.İbrahim(A.S.) döneminde kıssası geçen (ilahlık iddiasında bulunan) Nemrutun Sargonun torunu olduğu düşünülmektedir. Çünkü Kuranda kıssası geçen Nemrut ile tarihsel veriler örtüşmektedir.

Zigguratlar yedi katlı olup toplam üç ana bölümden oluşur.

Göğün 7 kat olmasından esinlenilmiş olabilir.

“Sümer inanışına göre başlangıçta gök ile yer birdi.Daha sonra gök ile yer tanrılar tarafından ayrılmıştır.Sümer inanışında evrenin kökeni şu şekilde açıklanır:

1-Başlangıçta ilksel deniz vardı..”

“..evrenin düzenlenmesini, insanın yaratılışı ve uygarlığın kuruluşunu başlattı.”(Kramer, Samuel Noah, Sümer Mitolojisi s.83)

“.."derin suların üzerindeki" balçığı kararak insanı yaratmışlar..”

“Yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icat eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı.

60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekân hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler.”

“Tarihte ilk yazılı hukuk kuralları Sümerler tarafından oluşturulmuştur. Bu özellikleri ile Sümerlilere dünyadaki ilk Hukuk devleti denebilir. Otoritenin korunmak istenmesi hukuk kurallarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Lagaş Kralı Urukagine tarafından oluşturulan ilk yazılı kanunlar "fidye ve bedel" sistemine dayanıyordu.”

“Sümerler Matematik ve Geometrinin temellerini atmışlardır. (Dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamışlar, çarpma ve bölme cetvelleri hazırlamışlardır.) Sümerliler astronomide de gelişmişlerdir. Burçları ilk Sümerler bulmuştur ve günümüze değin gelmiştir. Artıklı ve doğru bir takvim kullanmışlar, bir ayı 30, bir yılı 360 gün olarak hesaplamışlardır. Ayrıca güneş saatini icat etmişlerdir. Dünyada ilk kez ay yılı hesabına dayanan takvimi Sümerliler bulmuşlardır.”

“Sümerlilerin en önemli edebiyat eserleri; Gılgamış Destanı, Yaratılış Destanı ve Tufan Hikayesi'dir”

“M.Ö. 3000-2500 yıllarında yüksek ruhbanlardan oluşan egemen sınıflar, dinsel yapıya sahip kent devletlerinin yöneticileri olarak ortaya çıktılar. Bu kral-rahipler dinsel ve siyasal işleri yürütürlerdi. Bir kentin baş rahibi, aynı zamanda o kentin başkanıydı.”

Tufandan kaynaklanan bir değişim olmalı.

“Sümerce, Sümerlerin ana dili, Güney Mezopotamya'da M.Ö. 4000 yılında konuşuluyordu.”

Mezopotamyada konuşulan diğer dillerin aksine, Sümerce, izole diller sınıfındaydı ve döneminin ve çevresinin diğer tarihi dillerinden olan ve her ikisi de Semitik dillerden olan Babilce ile Asurca'dan oluşan Akatça'dan bile farklıydı.

Dil konusu bizim için oldukça önemli bir veridir. İzole bir dil olması (sadece bu dil için) başka bir dilden gelmediğinin göstergesi kabul edilebilir.

bazıları dili Scythic diye adlandırırken birçoğuda dili Akadça'dan ayrı görmüyordu. Bilinen "Sümer ve Akad'ın Kralı" başlığından yola çıkan Oppert, 1869 yılında, bu dil için "Sümerce" adını önerdi. Eğer Akad krallığın semitik bölümü ise Sümer de büyük bir olasılık ile Semitik olmayan bölümüydü.

“Sümerce tarihte bilinen ilk yazılı dildir”(Wikipedia-Sümerler/Sümerce)

Konuyu Sümerler ile veya çeşitli kavimlerle detaylandırmadığım için çeşitli kaynakları araştırarak alıntılar yapmadım. Sadece tek bir kaynaktan alıntılar yaparak genel bir şekilde bilgileri vermeye çalıştım.

Eski Mısır’da yine aynı şekilde bir medeniyet olarak M.Ö.3000’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Mısır tarihinde de Hz.Yusuf(A.S.), Hz.Musa(A.S.) ve firavun, firavun ve yandaşlarının helak olması ve sonrası ile ilgili Kuran-ı Kerimde geçen kıssaları tarihi verilerden de görebilme imkanımız vardır.

Avrupa Tarihi ile ilgili olarak da bir alıntı yapalım:

İnsana benzer canlılar arasında Homo erectus ve Neandertal adı verilen varlıkların Avrupa'daki geçmişi milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Bu iki canlı türü zamanla ortadan kaybolmuş, bilimsel adı homo sapiens olan modern insanlar Avrupa'da yaklaşık M.Ö. 35.000 civarında ortaya çıkmıştır.

Avrupa'da tarihöncesi dönemde yaşayan kayda değer kültürler arasında Buzul Çağı'nın son dönemlerinde M.Ö. 20.000- 10.000 yılları arasında yaşamış Gravettien, Solutre ve Magdalen kültürlerini sayabiliriz. M.Ö. 12.500 civarında Buzul Çağının sona ermesi üzerine Avrupa'da doğa ve iklim koşullarında olumlu bir değişiklik gözlendi. Ortalama sıcaklık birden büyük bir artış gösterdi, deniz düzeyi yükseldi. Avrupa'daki yerleşik toplumlar ilk olarak M.Ö. 7. milenyumda Balkanlarda ortaya çıktı. Cilalı Taş Devri, 6. milenyumda Orta Avrupa'ya, 5. ve 4. milenyumlarda da Kuzey Avrupa'ya ulaştı. Başlangıcı M.Ö. 3.000 yılına dayanan İngiltere'deki Stonehenge anıtları bu dönemden kalma en güzel korunmuş yapıların arasında sayılırlar.(Wikipedia)

Burada geçen homo erectus, neandertal gibi verilen isimler farklı insan ırklarını ifade eder. Milyonlarca yıl önce yaşamış olmaları normaldir çünkü o tarihlerde yeryüzünde bizim gibi insanlar vardı. Medeniyet izleri yine 3000’li yıllarda, bunun dışında, Hz.Adem(A.S.) ve neslinin,  Son buzul çağının bitmesiyle ortaya çıktığını görüyoruz.

Antik Yunan’da bu tarih yine M.Ö.3000’li yıllardır.

İran’da da aynı şekilde M.Ö.3000’li yıllardır.

Amerika Kıtalarından da örnek verelim:

İzleyen yıllarda arkeologlar ve tarihçilerin yoğun çabalarıyla, gizemli maya uygarlığı yavaş yavaş keşfedildi. Diego de Landanın dört yüzyıl önce ellerindeki kitapları toplayıp yaktığı Kızılderililer, Mayaların torunlarıydı. Ama onlar da atalarına ait kentlerden habersiz görünüyorlardı bütünüyle. Arkeolojik veriler, bütün Yucatan Yarımadası’na yayılan Mayaların üzerindeki sis perdesini yavaş yavaş dağıtmaya başladı. İlkin İsa’dan sonra ikinci ve onikinci yüzyıllar arasına tarihlenen Maya Uygarlığı, bulgular arttıkça daha eski tarihlere doğru çekilmeye başladı. Sonunda, belki akrabaları, belki de ataları olan, çok daha eski bir başka gizemli uygarlığın izlerine, Güney Meksika’daki La Venta kentinde rastlandı:Olmekler. Kim oldukları, nerden geldikleri belli olmayan bu insanlar, büyük olasılıkla İ.Ö.1600 dolaylarında Meksika’nın güneyinde ilk kez ortaya çıkmışlar ve kentler kurmaya başlamışlardır. Ama arkeolojik çalışmalar yirminci yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaştıkça Meksika’da uygarlığın köklerinin sanılandan daha eski olduğu yavaş yavaş anlaşılmaya başladı. Bugün, bölgede ilk insan topluluklarının varlığının İ.Ö. 23.000 dolaylarına dek dayandığını; Maya ve Olmeklerle bağlantılı görülen ilk uygarlık işaretlerinin de İ.Ö. 3000 dolaylarında ortaya çıktığını biliyoruz. La Venta’da bulunan dev Olmek heykellerinin bütünüyle “Afrikalı” yüz hatları sergilemesi, bilim adamlarının kafasını yıllardır epey kurcalıyor. Ancak bölgeye o denli eski bir tarihte Afrika’dan gerçekleşmiş olabilecek bir göçün izlerine (henüz) rastlanmadı. Benzeri bilmeceler, Yucatan’ın birçok bölgesindeki antik kalıntılarda var aslında.Amerika kıtalarında hiç yaşamadığını bildiğimiz, Afrika ve Asya’ya özgü fil ve aslan gibi hayvanların tasvir edildiği kabartma ve heykelcikler, gizemini koruyor.(2012:Marduk’la Randevu-Burak Eldem-9.Baskı-S.178)

İlk uygarlık işaretleri yine M.Ö.3000’li yıllardadır. Gördüğümüz gibi Hz.Adem(A.S.)ın neslinden buraya göç eden insanlarda, bugün Afrika’da yaşayan insanlara ait izler ve Asya’da yaşayan buraya özgü hayvanlara ait tasvirler(yakın tarihlerde bu bölge üzerinde kıtaya göç etmiş olmalarından dolayı) vardır.

Ek bir bilgi olarakta Kızılderililer ve kıtada yaşayan bazı diğer ırklarla Türkler arasında da gerek genetik araştırmalardan gerekse dillerin karşılaştırılmasıyla bir akrabalığın bulunduğunu belirtelim. Yakın tarihlerde Orta Asya üzerinden gerçekleşen göçler nedeniyle olduğu açıktır. Onbinlerce, yüzbinlerce yıl birbirlerinden izole yaşamış kültürlerde böyle birşeyin olması beklenmez. Aynı şekilde bu benzerlikler günümüzde de hala pekçok dil arasında özellikle aynı dil grupları içerisinde bulunan diller arasında bulunmaktadır ki, aynı dilin lehçeleri arasındaki farklılıklarla karşılaştırılmasında bu farklılıklara oranla farklılıklarının biraz daha artmasıyla birlikte, bu dillerin biraz daha geç bir dönemde birbirlerinden koptuklarını görebilmekteyiz. Kopma zamanına bağlı olarak diller farklılaşmaktadır, onbinlerce yıllık bir kopma durumunda günümüzdeki gibi karşılaştırma verileri elde edilemez, bütün veriler tamamen orantılıdır ve insanlık tarihi ile ilgili fikir sahibi olmak maksadıyla değerlendirildiğinde yaklaşık olarak bahsettiğimiz yılları bize verir.

Yeryüzünde yaşayan bütün insanlar özlerinde akrabadır fakat bazı ırklar bazılarına diğerlerinden daha yakındır.

İnsan neslinin Hz.Adem(A.S.) ile çoğalmasının ve yeryüzüne dağılmasının, göç etmesinin doğal sonucu olarak yaklaşık M.Ö.3000’li yıllarda uygarlık, medeniyet izlerinin ortaya çıktığını ve bu insan topluluklarının ortak izlere sahip olduklarını ve dilleri arasında aynı dilden koptuklarını gösteren delillerin bulunduğunu görebiliyoruz. Bu yazı eleştirilere açıktır, genel bir fikir vermesi için yazılmıştır; konu detaylandırıldığında, gerek çeşitli kaynaklardan gerekse önyargısız, kendilerini koşullandırmamış, belirli çıkarlar için bilimle ilgilenmeyen gerçek bilim adamlarının fikirleri değerlendirmeleri dikkate alınmalıdır. Maalesef sahte bilim adamları çok fazla, bilgi ezberlemekle bilim adamı olunmaz, bilim adamı; iyi ezberleyen, çok fazla kitaplar yazan değildir, gerçek bilim adamları, bilimsel verileri anlayabilen, algılayabilen, iç yüzünü, nasılını, nedenini, niçinini, bilebilen, görebilen, kavrayabilen kişilerdir, edilgen değil etkindir, anlayabilme kabiliyeti ve bir problem oluştuğunda ezberlememiş, algılamış, çözümlemiş olmanın verdiği analitik düşünceyle sorunu doğru yönde çözebilen ve çözümün doğru bilgilerini, verilerini verebilen; ne yapacağı kendisine söylenen, hangi probleme nasıl çözüm bulacağı kendisine ezberletilen değil, nasıl çözeceğine kendisi karar veren ve bu yeteneklerinin  sonucunda çözümler bulan, üreten, uygulayan seçkin insanlardır.

 

Son olarak Muharref Tevrat ve İncil’e de bakabiliriz, fakat öncelikle Muharref Tevrat ve İncil’in adından da anlaşılacağı üzerine muharref olduğunu unutmamalıyız. Buna rağmen; bilinçli, berrak zihinler tarafından, doğru yolu, hidayeti bulmuş kimseler tarafından okunduğunda önemli derecede istifade edilebilir.

Yar.2: 10 Aden'den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu.

Yar.2: 11 İlk ırmağın adı Pişon'dur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar.

Yar.2: 12 Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur.

Yar.2: 13 İkinci ırmağın adı Gihon'dur, Kûş sınırları boyunca akar.

Yar.2: 14 Üçüncü ırmağın adı Dicle'dir, Asur'un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat'tır.

Yar.2: 15 RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem'i oraya koydu.

Yar.2: 16 Ona, "Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin" diye buyurdu,

Yar.2: 17 "Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün."

Burada Hz.Adem(A.S.)ın imtihan olduğu Cennetteki bahçenin Aden bahçesi ile karıştırılmış olduğunu görüyoruz, fakat asıl önemli olan bu değildir; 14. Ayette geçen Dicle ve Fırat nehirleridir ki Hz.Adem(A.S.) ve Hz.Havva(A.S.)ın Nuh Tufanınında gerçekleşmiş olduğu Mezopotamya topraklarına indirilmiş olabileceğini burda yaşamış olabileceklerini(Sümerler, Ubaidliler) gösterir. 

Yar.5: 3 Adem 130 yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi.

Yar.5: 4 Şit'in doğumundan sonra Adem 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 5 Adem toplam 930 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 6 Şit 105 yaşındayken oğlu Enoş doğdu.

Yar.5: 7 Enoş'un doğumundan sonra Şit 807 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 8 Şit toplam 912 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 9 Enoş 90 yaşındayken oğlu Kenan doğdu.

Yar.5: 10 Kenan'ın doğumundan sonra Enoş 815 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 11 Enoş toplam 905 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 12 Kenan 70 yaşındayken oğlu Mahalalel doğdu.

Yar.5: 13 Mahalalel'in doğumundan sonra Kenan 840 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 14 Kenan toplam 910 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 15 Mahalalel 65 yaşındayken oğlu Yeret doğdu.

Yar.5: 16 Yeret'in doğumundan sonra Mahalalel 830 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 17 Mahalalel toplam 895 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 18 Yeret 162 yaşındayken oğlu Hanok doğdu.

Yar.5: 19 Hanok'un doğumundan sonra Yeret 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 20 Yeret toplam 962 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 21 Hanok 65 yaşındayken oğlu Metuşelah doğdu.

Yar.5: 22 Metuşelah'ın doğumundan sonra Hanok 300 yıl Tanrı yolunda yürüdü. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 23 Hanok toplam 365 yıl yaşadı.

Yar.5: 24 Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu; çünkü Tanrı onu yanına almıştı.

Yar.5: 25 Metuşelah 187 yaşındayken oğlu Lemek doğdu.

Yar.5: 26 Lemek'in doğumundan sonra Metuşelah 782 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 27 Metuşelah toplam 969 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 28 Lemek 182 yaşındayken bir oğlu oldu.

Yar.5: 29 "RAB'bin lanetlediği bu toprak yüzünden çektiğimiz eziyeti, harcadığımız emeği bu çocuk hafifletip bizi rahatlatacak" diyerek çocuğa Nuh adını verdi. D Not 5:29 "Nuh": "Rahatlık" anlamına gelir.

Yar.5: 30 Nuh'un doğumundan sonra Lemek 595 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 31 Lemek toplam 777 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 32 Nuh 500 yıl yaşadıktan sonra Sam, Ham, Yafet adlı oğulları doğdu.

Bu süreler doğruysa Hz.Adem(A.S.) ile Hz.Nuh(A.S) arasında zannedilenden daha az bir süre geçmiştir. Hz.Nuh(A.S)ın 950 yıl yaşadığını tahrif olmamış kitabımızdan Kuran-ı Kerimden biliyoruz. Onun yakın dönemde yaşamış atalarının da buna yakın bir ömür sürmeleri doğaldır. Genetik faktörler, doğal şartlar o dönemde yaşam süresini uzatmıştır. Tahrif edilmemiş Tevrat, Allah’ın izniyle bulunduğunda bu süreleri de tekrar görebiliriz, fakat sıralama bu şekildeyse ortaya çıkan tarih budur, ortalama ömrün de bu şekilde olması gayet normaldir çünkü sıralamada en son gelen Hz.Nuh(A.S)ın 950 yıl kavminin arasında kaldığını biliyoruz.

"Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında on nesil vardı, (bu on neslin) hepsi de İslam dini üzereydiler."(İbn Kesîr, Tefsir 1/218, Daru'l-Kalem Hakim, Müstedrek, n/546-547)

On nesil yaklaşık 1000 yıl eder. Tevrat’a göre, Hz.Adem(A.S.) ile Hz.Nuh(A.S.) arasında 1056 yıl vardı. Ayrıca Tufan, Tevrata göre Hz.Nuh(A.S.) 600 yaşındayken kopmuştur.

Yar.7: 6 Yeryüzünde tufan koptuğunda Nuh altı yüz yaşındaydı.

Yar.9: 28 Nuh tufandan sonra üç yüz elli yıl daha yaşadı.

Yar.9: 29 Toplam dokuz yüz elli yıl yaşadıktan sonra öldü.

Tevratta, Hz.Nuh(A.S.)dan sonrası ile ilgili de aynı şekilde tarihleme daha doğrusu kaç sene yaşadıkları ile ilgili detaylı bilgiler verilir ve bu süreler tarihsel verilere de tam olarak oturmaktadır.

Hz.Nuh(A.S.)ın çocuklarının yeryüzündeki bütün ırkları oluşturduğu ise doğru değildir. Öncelikle sadece Hz.Nuh(A.S.) ve üç oğlu kurtulmadı onlarla birlikte iman edenlerde kurtuldu. Bunun dışında yukarıda yaptığım alıntılarda yaklaşık 3000’li yıllarda dünyanın başka yerlerinde medeniyetlerin oluşmalarından bahsettim, medeniyetten kastımız aynı zamanda insan topluluklarının belirli bir sayıya ulaşmasıydı ki buda belirli bir zamanın geçmesini gerektirir. Hz.Adem(A.S.)in neslinden Dünyanın başka bölgelerine gerçekleşecek göçlerin ve bu göçlerin sonucunda bu izlere ulaşabilmemiz geçen zamana bağlı olarak bizi zaten yaklaşık M.Ö.3000’li yıllara götürür. Bununla birlikte Tufandan sonra da tabiki Tufandan kurtulanlar yeryüzüne dağılmıştır ki bu da aynı tarihlere yaklaşık olarak denk gelir.

Burada bahsettiğimiz zaman aralıkları çok kısa süreler gibi gelebilir. Fakat şöyle düşünün ki Hz.Adem(A.S.) ile Hz.Nuh(A.S.) Tufanı arasında 1600 yıl geçtiyse bunu garip bulmamak gerekir, şöyle düşünün daha Peygamber Efendimiz(S.A.V) ile bizim aramızda bu kadar bir süre geçmemiştir, 1400 yıl kadar bir süre geçmiştir ve bu zaman aralığında pekçok değişim yaşanmıştır, Dünya baştan başa değişmiş adeta başka bir gezegene dönüşmüştür ve değişmeye devam etmektedir. 1600 yıl gibi süreler nüfusun daha az olması gibi faktörler olmasaydı çok çok uzun bir süredir fakat nüfus faktörüyle ele alırsak aynı değerlere yaklaşık olarak gelebilir.

Nuh Tufanı sonrakilere bir ibret olduğundan dolayı bu kalıntılara bu tarihsel verilere ulaşabilmemiz gerekmektedir.

13 - Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.

14 - Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

15 - Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?(Kamer/13-14-15)

Geminin kalıntılarına ulaşılabilmesi gerekmektedir. Geminin kalıntılarına ulaşılabiliyorsa helak olan kavmin kalıntılarına da ulaşılabilmesi gerekmektedir ki buna da ulaşılabilmektedir, tekrar tekrar değindiğimiz M.Ö.3000’li yıllarda bu tufan Mezopotamya bölgesinde yani Hz.Adem(A.S.)ın yaşadığını düşündüğümüz bölgede(Tevrattan dolayı ve ilk büyük medeniyet olarak karşımıza çıkmasından dolayı ve Nuh Tufanının burda yaşanmasından dolayı Hz.Adem(A.S.)ın burada yaşadığını düşünüyoruz) yaşanmıştır.

Yukarıda Hz.Adem(A.S.) ile Hz.Nuh(A.S.) arasında geçen sürenin Tevratta 1056 yıl ve yukarıda geçen hadiste on nesil olarak geçtiğini verdik fakat Tevrat Muharref olduğundan veya arada bazı nesillerin atlanmış olabileceği ihtimalinden dolayı hadis-i şerifin sıhhati incelenmelidir.

Uzun olmasına rağmen genel bir yazı olduğu için detaya girmiyorum. Basında geminin bulunduğuna dair haberler çıkmıştır ve hatta kameralarla görüntülenmiştir, fakat bununda incelenmesi gerekmektedir.

Genel olarak yazılabilecekler bunlardır. İlerleyen zamanlarda inşAllah detaylı olarak konulara değinilebilir. Bir resmi detaylı olarak inceleyebilmek için, bütün görüntüsünü görebilmek gerekir. Resmi görmeden içerisindeki bir noktaya direk odaklanırsak , resmi anlayamamamıza ve yanlış yorumlamamıza sebep olur.

Son olarak birkaç noktaya değinerek yazıyı tamamlayabiliriz.

İnsanlar Hz.Adem(A.S.)dan geldikleri halde bu kadar renk, dil farkları nasıl oluşur?

Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.(Rum/22)

Ayette Rabbimiz bunda bilenler(alimler) için ibretler vardır buyurmaktadır, bilmek için araştırmak gerekmektedir, günümüzde araştırmaların geldiği seviyeler ayetleri daha detaylı olarak görebilmemizi sağlamaktadır.

Renklerin bu şekilde farklı olması ile ilgili aynı ırktan olan yeni doğan çocukların bariz renk farklılıklarını örnek gösterebiliriz. Örneğin ırklarında fazla karışma olmadığı için İsraillileri örnek gösterebiliriz. Karışma olmayan ve Dünyanın pekçok yerine dağılmış ve daha sonra tekrar toplanmış bir ırkta renk farklılıkları varken, aynı şekilde bütün insanlar içerisinde bu denli renk farklılıkları olması normaldir.

İnsan DNA’sı ile belirli koşullara tepki verecek şekilde kodlanmıştır. Bazı canlıların farklı koşullarda farklı tepkiler verebilmeleri gibi, örneğin renklerini değiştirebilmeleri gibi. Bazı durumlar ise uyum sağlanamayacak yapıdadır, çünkü DNA içerisinde uyumu sağlayacak kodlar yoktur. Örneğin insan atmosferin olmadığı koşullara uyum sağlayamaz. Belirli miktarda oksijeni, belirli aralıklarla alması gerekmektedir. Bu durum tamamen kaybolduğunda uyum sağlayamayarak ölür. Aşama aşama oksijen azaltıldığında bir fayda sağlamaz, aksine tıbbi sorunlara sebep olur, tedavi edilmeden sürece devam edildiğinde sonuç değişmez aynı şekilde yine ölür.

İnsanlar arasındaki renk farklılıkları da aynı şekildedir. Güneşe sağlanan uyumun sonucudur. Çok büyük bir ayettir, Allahın rahmetini gösterir, siyahi insanları; güneşin daha dik olarak geldiği alanlara yerleşmelerinden doğan güneşin zararlı ışınlarından, güneşin zararlarından korur. Bu insanlar bu bölgelere yerleşmeden önce Hz.Adem(A.S.)ın rengindeydiler.

Allah Teâla Adem'i yeryüzünün her tarafından avuçladığı bir avuç topraktan yarattı. Bunun için Ademoğulları kendilerinde bulunan toprak miktarına göre, kimi kırmızı, kimi beyaz, kimi siyah, kimi bunların arasında bir renkte; (tabiat/huy bakımından da) kimi yumuşak, kimi sert, bazıları kötü, bazıları da iyi olarak geldiler.  (bkz. Ebû Dâvud, Sünnet 16; Tirmizî, Tefsir 1, 3; Müsned-i Ahmed, IV/400, 406).

İnsanlar genetik olarak renk farklılıklarına müsaade edilecek şekilde yaratılmıştır. Ayrı bir türe dönüşme veya başka türlerden gelme gibi bir durum ne bizim genetik yapımızda ne de başka canlılarda yoktur. Allahu Teala istese öyle yaratabilirdi fakat her canlıyı ayrı ayrı yarattığını bize bildirmiştir.

26 - Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

27 - Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.

28 - Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."

29 - Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın." (Hicr/26-27-28-29)

 

Allah, her canlıyı sudan yarattı . İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir . (Nur Suresi, 45)

 

O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.(Bakara/29)

 

Dillerin farklılığı da aynı şekildedir. Günümüzde aynı kökten gelen dillerin ne derece farklılaştığını görebilmekteyiz, hatta aynı dil içerisindeki lehçe farklılıkları neticesinde anlaşılamamaktadır. Bu şekilde Dünyadaki bütün diller Hz.Adem(A.S.)a öğretilen dilden gelmektedir.

31 - Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dedi.

32 - Dediler ki: "Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsin.(Bakara/31-32)

 

 

11823
0
0
Yorum Yaz