15 08 2015

FAİZ-RİBA

32 - O müşriklerden (olmayın ki) onlar, dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her grup kendilerindekine güvenmektedir.
33 - Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.
34 - Bunu da kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için yaparlar. Haydi geçinedurun bakalım, yakında bileceksiniz.
35 - Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O'na ortak koşmalarını o mu söylüyor?
36 - Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar.
37 - Onlar görmediler mi ki, Allah dilediği kimseye rızkı serer ve daraltır. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için ibretler vardır.
38 - O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.
39 - İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.
40 - Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
41 - Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.
42 - De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.(Rum Suresi)
 
Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Âl-i İmran 3/130)
 
Men edildikleri halde faizi almalarından ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemelerinden dolayı içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık. (Nisa 4/161).
 
Faiz yiyenler ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi kalkarlar. Bu onların: “Alım satım da ancak faiz gibidir." demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alış verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faize bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim faize geri dönerse artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. Allah, faizi yok eder de, sadakaları artırır. Allah, günahkâr kafirlerin hiç birini sevmez. (Bakara 2/275-276).
Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden arta kalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah'a ve Resulü’ne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tövbe ederseniz artık sermayeleriniz sizindir. Böylece ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Bakara 2/278-279).
 
Riba karşılıklı olarak aynı cins malların bir taraf lehine artışının şart koşulması şeklinde değişimidir. Aynı cins malların değişiminde riba söz konusuyken kendi başına değeri bile olmayan para bu kapsamda ve yaygın olan bu konu olduğundan biz yazımızda paranın haksız değişimine değineceğiz. 
Adına faiz denilmesi veya başka şekilde adlandırılmasının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan zengin olanın, ihtiyaç sahiplerini hiçbir emek sarfetmeden, hiçbir hizmet sunmadan, hiçbir fayda sağlamadan, ve hiçbir katkı değeri bulunmadan sömürmesi ve sömürürken gücüne daha da güç katarken yoksulu daha da fakirleştirmesidir.
Faizin, genel adıyla ribanın haram oluşunun hikmetleri saymakla bitmez, bu yüzden biz haram olduğunu bilerek uzak durmak zorundayız; fakat açıklayabildiğimiz kadarıyla hikmetlerini açıklamaya çalışacağız. Akıl bize verilen çok büyük bir nimettir, yine aklımız bize Rabbimizin emirlerine uymamız gerektiğini söyler. Bu nedenle aklı çok sığ bir şekilde öne alarak bunun üzerine felsefe kuranların düştüğü bir hata vardır. Akıl bazı konularda yanılgıya, tuzağa düşer bu insanın tabiatından dolayı çok doğaldır, gözlerimiz nasıl mükemmel değil ve bazı şeyleri gözümüzden kaçırabiliyorsak, nasıl bazen işitemediğimiz, duyamadığımız oluyorsa akıl da yanılgıya düşebilir. Bu durumlarda karanlıkta fener ışığıyla limanı bulan gemiler gibi yine aklımızla böyle olmalıydı veya böyle olmamalıydı şeklinde aklımızı düştüğü yanılsamadan kurtarabiliriz.
Para, amaç değil araçtır. Para bir değişim aracıdır, kendi başına bir değeri yoktur, biz ona değer atfettiğimiz için para paradır. Zaten araç olan birşey kiraya verilemez. Kiralamada bir hizmet, bir değer ortaya çıkmaktadır. Örneğin ev alabilme imkanı olmayan kimselerin kirada oturabilmesi, turizm veya öğrencilik gibi geçici bir süreliğine bir ilde ikamet edenlerin ev satın almak yerine belli bir bedel ödeyerek ikamet etmelerinin sağlanması gibi bir fayda, bir hizmet ortaya çıkmaktadır. Fakat paranın zaten kendi başına bir değeri yoktur, para bir araçtır ve kiraya verilemez. 
Tanımda belirtildiği üzere aynı cins mallar arasındaki değişimde ortaya çıkan haksız fazlalık ribadır. Parayla paranın değişimi bu açıdan değerlendirilir. Karşılıklı olarak iki taraf ticarette bulunduğunda ise bir tarafın parası eksilirken karşılığında kendisine bir menfaat sağlamaktadır. Diğer tarafta parasını artırırken bir emek, hizmet, risk ortaya koymaktadır, bir katma değer ortaya koymaktadır. Böylece parası eksilen sömürülmemekte bizzat kendisi tüketici konumunda bulunmakta, parası artan sömürmemekte, çalışarak emek, hizmet ortaya koyarak parasını artırmaktadır. Ribada ise parası eksilen yani faiz ödeyen, para stoklarını ellerinde bulunduranlardan para kullanmak zorunda kalmakta; çalışarak, emek sarfederek kazandığı parasını hiçbir emek, çaba göstermeyen kişilere ödemek zorunda kalmaktadır. Yine kullandığı para da kısmen veya tamamen başkalarının sömürülmesi sonucu elde edilen paradır. Böylece Ali imran suresi 130.ayette geçtiği üzere diğer anlamıyla kat kat faiz yiyenler nedeniyle kat kat sömürülmektedirler. Parası eksilen sağladığı sözde menfaate daha fazla bedel ödemek zorunda kalmakta. Eğer sağladığı bu sözde menfaatle para kazanmak zorunda ise maliyetleri daha da artmakta ayrıca emeğini, gayretini koyarken riski de  tek başına üstlenmekte, piyasadan çekilen paranında mutlaka etkisi bulunan zarar etmesi durumunda, zararı kat kat artarak ödemek  zorundadır. Bütün bunlara karşılık parası mutlak artan ne yapmaktadır tekrar bakalım: Öncelikle hiçbir gayret, emek, çaba sarfetmemekte, hiçbir hizmette bulunmamakta, hiçbir risk üstlenmemektedir, Dolayısıyla ekonomiye hiçbir katma değer sağlamamaktadır. Parayı stoklaması nedeniyle ekonomiye akması gereken para tıkanmakta karşılıklı döngü olan üretim ve tüketim kısılmakta bunlara ilave olarak faizin enflasyon artırıcı özelliğiyle de maliyetleri artırmakta zaten faiz gideri nedeniyle tüketimin bedeli artmaktayken birde artan  üretim maliyetleri nedeniyle artan fiyatlarla tüketim bedeli daha da artmaktadır.
Böylece tembellerin para kazandığı, çalışanların fakirleştiği düzen ortaya çıkar.
Toplumda gelir dağılımında adaletsizliğin artmasına neden olur, bu da iç savaşlara ve çıkar sahiplerinin kitleleri rahatlıkla kullandığı savaşlara neden olur.
Kiralamada eskime payı nedeniyle kira bedelinin bir kısmı yine harcamalara ayrılmaktayken, paranın enflasyon payı ki ,zaten eklenir, dışında eskime payı yoktur. Yani paranın kiralanması ekonomiye zaten zarar iken gayrimenkul gibi menkul gibi mal kiralaması yine ekonomiye geri dönmektedir. Araç kiralaması buna en iyi örnektir, araçta ortaya çıkan masraflar ekonomiye geri dönüş sağlar.  Bir yatırımcı bir araba alarak kiralama hizmeti sunar ve kiralama bedelinin bir kısmını yine araç masraflarına ayırırken, faiz geliri elde eden kişi kazandığı parayı yine atıl tutarak faize geliri elde etmek üzere tutar.
Bazı konular klişeleştirilerek insanlar üzerinde sürekli kullanılır. Faiz sayesinde atıl kalacak olan paranın işletilerek ekonomiye katkı sağlandığı gibi. Yukarıda akıl ile ilgili olarak bahsedilen bu konuyla ilgiliydi. İlk başta mantıklı ve doğru gibi görünen bu klişeler aslında aklın karışması, yanılmasıdır. Tüm detayları ele alınmadan, tüm aşamaları düşünülmeden sadece bir kısmı görülmesinden kaynaklanır. zararlı anlamıyla Paranın atıl kalması demek, dar anlamıyla bir kenarda beklemesi demek değildir. Ekonomiye yatırım veya harcama olarak girebilecekken mutlak artış sağlayarak geri gelmesi demektir. Bunun yerine risk alınarak yatırım yapılması ve karşılıksız kazanılan bedellerin ortadan kaldırılması ise ekonomiye katkıdır. Aslında faiz sayesinde para göstermelik olarak ekonomiye girmekte, sömürmekte ve daha fazla atıl para olarak ekonomiden çıkmaktadır. Yukarıda bahsedilen diğer hususlarla da gördüğümüz  gibi bu şekilde zararlar vererek ekonomiye giren bu paranın hiç ekonomiye girmemesi gerekmektedir. zaten bekleyen paranın, paranın sahibine parasındaki eksilme, gerçekleştirmediği harcamalar, yatırımlardan elde edeceği fayda gibi maliyetleri vardır. Para sahibi kimse bu maliyetlerden ekonominin kendi düzeni, sistemi içerisinde zaten kaçınarak parasını atıl tutmak istemeyecektir. Böylece ekonomi kapasitesi oranında dengeye oturacaktır. Bu dengeyle birlikte risk azalacak ve yatırımların değeri artacaktır.
 
Günümüzde faiz hayatımızın her alanına girmiştir. Buda Bakara suresi 275. ayette gördüğümüz üzere alışveriş ile ribanın bir görülmesi nedeniyledir. Halbuki faiz sistemi yerine yardımlaşma, dayanışma, çalışkanlık, üretkenliğin olduğu doğru yatırımların yapıldığı bir sistemde haram olan riba ayrılır sadece helal olan alışveriş kalır. 
 
 
 
 

30
0
0
Yorum Yaz