01 12 2015

SOLUCAN GÜBRESİ VE HAYVAN GÜBRESİ KARŞILAŞTIRMA

SOLUCAN GÜBRESİ VE HAYVAN GÜBRESİ KARŞILAŞTIRMA |  görsel 1

Resimdeki iki bitki aynı tarihte fide olarak alınmış olan 2 adet süs biberidir. Soldakine solucan gübresi sağdakine sadece hayvan gübresi uygulanmıştır. Resim fide olarak alınmasından 1.5 ay sonra çekilmiştir. Solucan gübresi uygulanandan yenilebilir biber alınmıştır. Bitki hem yeşil aksam olarak daha fazla gelişmiş hem meyve olarak daha fazla ürün vermiş ve yenilebilir biber alımıştır. Devamı

16 11 2015

TARIM

İnsanların temel ihtiyaçları beslenme, giyinme ve barınma ihtiyacıyken  aynı zamanda toplumların gelişmişlik seviyeleri de bu üç başlıkta belirginleşir. Nasıl beslendikleri, ne giydikleri, nasıl evlerde oturdukları... Fakat bu göstergeler yanıltıcıdır günümüz toplumlarının bu başlıklarda ulaştıkları seviye dejenerasyonun boyutlarını gösterebilmekte olup bilinçlenme ile birlikte ulaşmaya çalıştığımıztemel konular bu kapsamlar altındadır. Tarımsal üretim; gıda ihtiyacımızın, hayvancılığında tarıma bağlı olduğunu düşünürsek beslenme başlığı altında yazının hareket noktasını oluşturmaktadır. Günümüzde tarımsal üretim insanların kazanma hırsları ile insan ve çevre sağlığını nasıl hiçe sayabileceklerinin bir örneğidir. Hormonal bozukluklardan kansere kadar pek çok hastalıkta az yada çok payı bulunan bu “bilinçsizliğin” ve “kazanma hırsının” sebep olduğu hastalıklar arasında en belirgin olanlarından biride mavi bebek hastalığıdır. “Mavi bebek hastalığı aynı zamanda çok su içildiğinde alınan aşırı nitrat sonucunda da görülebilir. Fazla su tüketiminde, vücuda alınan fazla nitrat sindirim sonucunda nitrite dönüştürülür. Bu nitrit de hemoglobinle tepkimeye girerek tehlikeli derecede yüksek seviyede methemoglobin oluşmasına sebep olur. Bu oluşan yeni enzim oksijeni kanda hemoglobin kadar iyi taşıyamaz ve bunun sonucunda oksijen alamayan organ, doku, hücreler ve ciltte mavi lekeler oluşur. Yeraltı suyunda nitrat seviyesinin yüksek olduğu kırsal kesimlerde doğan bebeklerde bu hastalığa daha sık rastlanılmaktadır.” (http://www.leyleklergetirdi.com/kotu-aliskanliklar_mavi-bebek-fallot-tetralojisi-hastaligi.bebek?PHPSESSID=d1hm5qd96rlpso0mmsf2u3q5j4)   Tarımsal üretim doğayı kendi yararlarımıza kul... Devamı

15 08 2015

FAİZ-RİBA

32 - O müşriklerden (olmayın ki) onlar, dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her grup kendilerindekine güvenmektedir. 33 - Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar. 34 - Bunu da kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için yaparlar. Haydi geçinedurun bakalım, yakında bileceksiniz. 35 - Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O'na ortak koşmalarını o mu söylüyor? 36 - Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar. 37 - Onlar görmediler mi ki, Allah dilediği kimseye rızkı serer ve daraltır. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için ibretler vardır. 38 - O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır. 39 - İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır. 40 - Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. 41 - Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler. 42 - De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.(Rum Suresi) ... Devamı

28 09 2014

AYRIMCILIK

Ayrımcılık, ötekileştirme tarihin başından beri her zaman var olmuştur. Ayrımcılığın boyutu arttıkça dar görüşlülük de artmaktadır. Ayrımcılık yapan bir kişi sadece kendi görüşünü kabul eder  kendi görüşü dışındakileri  kabul edemez dar görüşlüdür ve temelinde çıkarlara dayanır, bu da ötekileştirme güdüsünü daha da arttırır. Ayrım yapmak farklı birşeydir, kendi çıkarları için  ayrımcılık farklı birşeydir. Kainatta hiçbirşey aynı değildir, önemli olan insanın kendi dışında var olanı görebilmesi, kabul edebilmesi ve tanıyabilmesidir. Bir Müslüman farklı olanı ve bir olanı ayırt edebilmelidir. Böylece dar görüşlülükten, önyargıdan ve çıkarcılıktan kurtulur. Öncelikle temel ayrımımızı yapalım ve anlaşmazlıkarın neyden kaynaklandığını görelim: Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.(Al-i İmran Suresi-19)   Farklılık Allah'ın yaratışındaki mükemmeliyeti ortaya çıkarmasıdır, bu farklılığı ötekileştirme yanlışlığının;  ona savaş açmanın, onu yok saymanın öncelikle Allah'u Teala ya karşı yapılmış bir yanlış olduğunun görülebilmesi gerekir.  İnsan kendi içerisinde bile çeşitli yaşlarında, yıllarında hatta saatleri değişebilirken sırf kendisinden farklı diye başkalarını ötekileştirmesinin sebeplerini açıklamaya çalışabiliriz. Öncelikle bunun altında çıkarcılık ve rakibini yok etme amacı yer almaktadır. Halbuki rakip insanın kendisini geliştirmesi için en etkili dürt&uu... Devamı

09 06 2013

UZAYLILAR

Uzaylılar konusu günümüzde bir sektör halini almıştır fakat kainatta önemli hiçbir şey bilinemez değildir. Bu bilinemezlik tamamen bizim elimizdeki kaynakları anlamaya gayret göstermememizden kaynaklanmaktadır. Halbuki Allah merak ettiğimiz her şeyin cevabını bize vermiştir. Bu bilinemezliği oluşturan varsayımlara bakarsak: 1.VARSAYIM: Uzaylıların bizden daha zeki; gezegenler, galaksiler arası yolculuklar yapabilen, üstün zekalı canlılar oldukları varsayımıdır. 1.1.VARSAYIM: Bu üstün zekalı canlıların bizim gibi insan olmalarıdır veya bize benzeyen veya insanımsı olarak tabir edilen varlıklar olmalarıdır. Bu durum, bu canlıların bizler gibi tip olarak birbirlerinden ayrılabilmesi anlamına gelir. Bilindiği gibi insanların birbirlerine benzememesi sorumluluk yüklenmesi ile alakalıdır. Hayvanların sorumluluk yüklenmesi söz konusu olmadığı için bir türün tamamı ufak farklılıklar dışında hareket ve tip olarak birbirine benzer. Bu yaklaşım bu açıdan uymaktadır. Fakat koşullar bununla sınırlı değildir. İnsan topraktan yaratılan varlıklar içerisinde en mükemmelidir. Bizim gibi insanların olduğunu varsayarsak, belki en mantıklı yaklaşım bu olur. Bu durumda  uzaylı tasvirlerinin dışına çıkmış oluyoruz. Bu durumda kendimizi onların yerine koyabiliriz, galaksiler arası yolculuk yapabilen bir seviyeye ulaşmış olduğumuzu düşünürsek, insanın kendisinden daha az gelişmiş kıtalara, toplumlara bile neler yaptığını düşünürsek, bizden daha az gelişmiş galaksiler arası yolculuk yapamayan bir gezegene ulaşan insanların oraları nasıl sömüreceğini tahmin edebiliriz. 1.2.VARSAYIM: Bu üstün zekalı canlıların tasvirlerde gördüğümüz kısa boylu iri gözlü tip olarak birbirlerinin görünüm olarak aynısı  olan; UFO, uzaylı dendiği zaman genelde... Devamı

27 01 2013

İSLAM İKTİSADI

İSLAM İKTİSADI |  görsel 1

İSLAM İKTİSADI Devamı

27 01 2013

İSLAM İKTİSADI

  İslam İktisadı aslında çok basit temellere dayanır. Günümüzde karmaşıklaşan ekonomik ve finansal sistem iktisadı geliştirmemiş aksine aslında çok basit olması gerekli olan bu sistemi aksatmıştır. İKTİSADİ SİSTEM NEDEN BASİT OLMALIDIR? İktisadi sistemin basit olması demek, İktisadi ihtiyaçların mevcut kaynaklarla karşılanmasının önüne engellerin konulmaması demektir. Ne ihtiyaçlar ne de kaynaklar sınırsız değildir. İhtiyaç, tüketim ile ilgilidir. Tüketilen veya tüketilecek olan mal ihtiyacın konusudur. Sınırsız miktarda para ve olanaklarımızın olduğunu varsaysak bile tüketemeyeceğimiz bir kısım mutlaka kalacaktır. Genel ve özel durumda bazen ihtiyaçlar kaynakların üzerinde olabileceği gibi bazen de kaynaklar ihtiyaçların üzerinde olur (Kaynaklar:Üretim faktörleri ve faktör gelirleri). Gerçek hayatta sınırsız ihtiyaçlara sahip toplumlar veya bireyler yoktur. Genel durum toplumlarla ilgili özel durum bireyler ve hane halklarıyla ilgilidir. (I)İhtiyaçlar, kaynakların üzerinde olduğu durumda kaynakların artırılarak dengeye getirilmesi gerekmektedir. (II) Kaynakların ihtiyaçların üzerinde olduğu durumlarda kaynaklar, yeni ihtiyaç alanlarına aktarılır. Yani (I). Durumdaki dengesizliğe aktarılarak denge durumuna getirilmeli. Bu sağlandığı takdirde veya sağlanamadığı durumda Dış Pazarlardaki (I).Durumlara aktarılır. Dış Pazarların ikinci plana atılmasının sebebi(İnsani Yardım gerektiren haller hariç) bu durumda elde edilecek faktör gelirlerinin (I).Durumu güçlendirebilecek olması veya kendi sektöründe daha verimli ve etkin olmasını yavaşlatabilecek olmasıdır. Örneğin, Kaynakların Enerji Sektörü Hammaddesi hariç diğer bütün sektörlerde ihtiyaçların üzerinde olduğunu varsayarsak,... Devamı

05 10 2011

TERÖR

Terörü günümüzde politik dinamikleri etkilemek maksadıyla kullanılan bir araç olarak maalesef dünyanın dört bir tarafında görmekteyiz. Kelime anlamı olarak dehşet ve korku anlamlarına gelen terör, terim anlamı olarak ise; belirli bir politik, siyasi amacı gerçekleştirmek maksadıyla masumlar üzerinde şiddet uygulanmasıdır, korku atmosferinin oluşturulmasıdır(masum olmayan kişilere haksız şiddet uygulanması da terör kapsamına girer). Ayrım sivil ifadesiyle değil doğrudan masum ifadesiyle yapılır.  Görevini yapan bir kolluk kuvveti masum olabildiği gibi bir sivilde masum olmayabilir. Bu ayrımda dolayısıyla kimlerin masum olduğu önem kazanmaktadır. Devamı

10 09 2011

TERÖR

Terörü günümüzde politik dinamikleri etkilemek maksadıyla kullanılan bir araç olarak maalesef dünyanın dört bir tarafında görmekteyiz. Kelime anlamı olarak dehşet ve korku anlamlarına gelen terör, terim anlamı olarak ise; belirli bir politik, siyasi amacı gerçekleştirmek maksadıyla masumlar üzerinde şiddet uygulanmasıdır, korku atmosferinin oluşturulmasıdır(masum olmayan kişilere haksız şiddet uygulanması da terör kapsamına girer). Ayrım sivil ifadesiyle değil doğrudan masum ifadesiyle yapılır.  Görevini yapan bir kolluk kuvveti masum olabildiği gibi bir sivilde masum olmayabilir. Bu ayrımda dolayısıyla kimlerin masum olduğu önem kazanmaktadır. Teorik olarak kısaca değindikten sonra günümüzü şekillendiren önemli terör olaylarına bakabiliriz. NORVEÇ TERÖR SALDIRILARI 22 Temmuz 2011 Tarihinde insanların kanını donduran, dehşet verici, korkunç, elim bir terör olayı yaşandı. Her terör saldırısı gibi bu saldırınında bir siyasi amacı vardı. Bir cinnet olayına benzeyen saldırının arkasında aslında çok büyük bir siyasi amaç vardı. Öncelikle Norveçe ve İktidardaki İşçi Partisinin politikalarına bakarsak, neden Norveç’in ve İşçi Partisinin hedef alınmış olabileceği konusunda fikir sahibi olabiliriz. “Oslo Saldırıları'nda MOSSAD Şüphesi! Filistinlilere milyonlarca dolarlar maddi yardımda bulunan Norveç'in 5 gün önce de Filistin'in temsilcilik düzeyini 'diplomatik misyon'a yükseltmesine dikkat çeken uzmanlar, saldırının arkasında MOSSAD'ın olabileceğini belirtiyorlar. Norveç'te 100'e yakın kişinin hayatını kaybettiği saldırıların ardından uzmanlar bu saldırıların niçin düzenlendiğini sorgulamaya başladı. Ve gözler İsrail'e çevrildi... Devamı

04 08 2011

AHZAB-50(2)

Evlilik ile ilgili geçen “muhsinin gayra musafihin” gibi ifadeler evliliğin nasıl olması gerektiğini anlatmaktadır, yukarıda bu kökten gelen anlamları açıkladım. “Musafihin” kökünden gelen anlamlara da bakarsak: “Suyu veya gözyaşını dökmek, gereksiz iş işlemek, metres hayatı yaşamak, zina etmek”. Bu bilgilerle baktığımız zaman ayete göre, bir önceki ayetle birlikte haram sayılanlar dışında kalanlarla mallarımızla aramak şartıyla yani himaye şartından dolayı ve mehir verilmesi farz olduğundan dolayı, korumak, himaye altına almak, iffetli bir şekilde muhkem ve sarp bir kale gibi yıkılmaz, kalıcı bir tarzda gereksiz, boşa dökülen, israf edilen bir kaptaki su gibi değil, kalıcı, sapasağlam, gerekli, faydalı tarzda ve bu evlilik sonucunda eşlerin oluşturdukları bu muhkem kaleyi dışarıya karşı korudukları bir tarzda olmalıdır. Evliliği anlatan kelime çok basittir “tezevvüc” bundan evlilik anlaşılır, fakat yeterli değildir, Rabbimiz iki kelimeyle evliliğin nasıl olması gerektiğini bize açıklamıştır, bu iki kelimeyi yoksayarsak mut’a nikahını helal sayan sapık fırkaların yolundan gitmiş oluruz ki bu ayetlerin bir kısmına inanmış işlerine gelmeyen kısma inanmamış olmaktadırlar. Bu saydığımız hususlar dahilinde farz olan mehirleri ödenir, mehir kısa süreli istifade içinde ödenen ücret gibi değildir ayette  geçen önceki hususlar dikkate alınmazsa öyle bir anlama gelebilir, fakat ayetten anlaşıldığı gibi bu ilişki geçici olamaz muhkem, sağlam, kalıcı, kapalı ve himaye altında olmalıdır.   32 - Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. 33 - Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lüt... Devamı

31 07 2011

AHZAB-50

Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.(Ahzab/50) Bu ayetlerle ilgili bazı yanlış yorumlarda bulunulmuştur. Bunlara cevap olması maksadıyla bu yazılmıştır. Bunlardan ilki bu ayetlerin Peygamber Efendimizin(S.A.V.) cinsel hayatıyla ilgili olduğu şeklindeydi. Peygamber Efendimizin(S.A.V.)den bahsederken maalesef akıllarına sadece bunlar gelmektedir. Bunların cevabını Peygamber Efendimizin(S.A.V.) güzel ahlakıyla vermektedir zaten. Peygamber Efendimizin(S.A.V.) 25 yaşında kendisinde 15 yaş büyük Hz.Hatice(A.S.) Validemizle evlenmiştir. Çokeşlilik hayatına 50 yaşından sonra başlamıştır ve eşlerine baktığımızda bunların zorunluluktan ve bazı hikmetlerden kaynaklanan evlilikler olduğunu görürüz. Kafaları sadece cinselliğe çalışan bu kişilere Peygamber Efendimizin(S.A.V.) güzel ahlakından ve onun ilk eşi Hz.Hatice(A.S.) Validemizin Ahlakından örnekler verelim: "Hz Hatice hicretten 68 yil önce asil bir ailede dunyaya geldi. Babasi huveylid kureysin servet sahibi buyuklerindendi. Annesi Fatima ise Mekkenin taninmis iffetli kadinlarindan sayilirdi. Hz Hatice cok temiz iffetli serefli bir hayat yasadigindan dolayi Tahire(temiz kadin) diye meshur olmustur. Hz Haticeye Mekkenin ileri gelen zenginlerinden Ebu Sufyan, Ebu Cehil vb bircok insan evlilik teklifi etmistir... Devamı

12 07 2011

PEYGAMBER EFENDİMİZİN(S.A.V.) EVLİLİKLERİ

Peygamber Efendimiz(S.A.V.) 25 yaşında kendisinden 15 yaş büyük Hz.Hatice(A.S.) validemizle  evlenmiş,  25 yıl mutlu bir evlilik sürdürmüştür ve Sizin hayırlılarınız, kadınları için hayırlı olan­larınızdır (İbni Mace c. 1, s. 636) Buyurmuştur. Peygamber Efendimiz(S.A.V.)in evlilikleri konusu İslama saldırmaya çalışanların çokça kullandığı bir konu olmuştur. İslama saldırmak cahillerin işidir, çünkü bilen, araştıran kimseler İslama saldırmak için bir gerekçe bulamazlar. Örneğin Müsteşriklerden Cariyle şöyle demektedir: “O, 25 yaşında iken kendisinden 15 yaş büyük olan bir kadınla evlendi ve onunla 25 yıl ömür sürdü. Kadınlara rağbet etmedi. Birden bire huyunu, karakterini ve davranışını değiştirip nasıl kadın düşkünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabıma inanmam". Çamur atmak çok kolaydır. Allah’ın en sevgili kuluna bile çamur atmak çok kolaydır. Ama o çamur ona asla ulaşmaz, onların o necis ağızlarından çıkan çirkin iftiralarını kimse dikkate almaz. Onlar çamur attıkça kendi çamurlarının içinde daha çok boğulurlar. Peygamber Efendimiz(S.A.V.); onun kurduğu devlet dönemin en güçlü devletlerinden birisiyken ona denk bile olamayacak, küçük devletlerin bile başındaki insanlar krallar gibi yaşarken o nasıl yaşıyordu ibret olması açısından ilgili hadisler bakalım: “Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Resûlullah'ın evinde en çok yiyecek bulunduğunda üç gün yetecek kadar olurdu, çoğunlukla bir ya da iki öğün yiyeceğimiz olurdu, bazen de hiç olmazdı." “Kâinatın Efendisi bir gün sert bir nesnenin üzerine yatmış uyuyordu. O sırada Hz. Ömer bir mesele ... Devamı

26 06 2011

İSLAMDA ÇOKEŞLİLİK(NİSA/3)

2 – Ve yetimlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır. 3 - Eğer yetimlerle evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz câriye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir. 4 - Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.(Nisa/2-3-4) ÇELİŞKİLİ ZANNEDİLEN HUSUSLAR: Dört kadına kadar çok eşlilik ilkelliğini sürdürmesi, bu çok eşlilik hakkının sadece erkeklere verilmesi, Nikahlı dört kadından öte sınırsız sayıda cariye sahibi olmak. DÖRT KADINA KADAR ÇOK EŞLİLİK: Kuran-ı Kerim belirli bir döneme, belirli bir zamana veya belirli bir topluma  indirilmemiştir. Allahu Teala bütün zamanları bütün koşulları durumları kapsayacak hükümlerini bildirmiştir. Fakat sığ görüşlü kimseler takıntılarının peşinden giderler ve bazı durumları hikmetleri göremezler. Çok eşlilik bir ilkellik değildir, ilkel zamanlarda(Modern Zamanlardan önce anlamında düşünürsek) uygulanmıştır, ikisi farklı şeydir. Zorunluluk oluşturduğu takdirde(Ayette önce yetimlere adaletten daha sonra adalet sağlanabildiği takdirde eşlere adaletten bahsediliyor) yani adalet gerektirdiği takdirde yakın zamanlarda bile çok eşlilik bazı kimseler ve durumlar için zaruri hale gelmiştir. Bu durumlar savaş sonrası durumlardır(özellikle 2.Dünya Savaşı Sonrası düşünülebilir). Günümüzde erkek-kadın sayıları eşittir fakat savaş... Devamı

02 06 2011

ÇELİŞKİLİ ZANNEDİLEN AYETLER (NİSA/34)

Erkekler, kadın üzerine kavvamdırlar. Çünkü Allah bazılarını bazılarına tafdil etmiştir. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar(salihât), itaatkar(kanitât) olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden(nuşûz) korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.(Nisa/34)   ÇELİŞKİLİ ZANNEDİLEN HUSUSLAR: Cinsiyet ayrımcılığı, hakimlik, üstünlük, dayak. CİNSİYET AYRIMCILIĞI: Bu gibi ifadeler tanımlanması gereken ifadelerdir. Cinsiyet ayrımcılığı tek başına bir anlam ifade etmez. Hangi hususla ilgili olarak değinildiğinin belirtilmesi gerekir. Politik söylem olmasının dışında teknik bir kullanımı vardır. İddia edildiği şekliyle bu ayette erkekleri kayıran, kadınları ikinci sınıf insan konumuna hatta eşya konumuna indiren bir anlam yoktur. Öncelikle bir uyuşmazlık, anlaşmazlık durumunda eşitlik kavramının veya tek tarafın üstünlüğünün sonuçlarına bakalım. Eğer eşler her konuda eşit kabul edilirse birbirleriyle çatışacaklardır. İnsanın kendi kendine bile iç çelişkiye, iç çatışmaya düşebildiği düşünüldüğünde iki eşitin çatışmaları, kavgaları bitmeyecektir. Bir tarafın üstünlüğü kabul edildiğinde ise karşı tarafı istediği şekilde kullanabilecektir. Bunun yerine doğaları gereği eşlerin bazı konularda eşit bazı konularda eşit olmadıkları(eşit olmamaları bir tarafın üstünlüğü anlamında değil aile içerisindeki görev paylaşımların... Devamı

29 05 2011

HZ.ADEM(A.S.), ÖNCESİ ve SONRASI EK-2(HALİFELİK)

Hz.Adem(A.S.) Öncesi ve Sonrası isimli yazımın içerisinde "halife"  kelimesinin anlamını açıklamaya çalışırken yazının konusu olmadığından dolayı bazı hususlara değinmedim. "Halife olmayan sadece Peygamber Efendimiz(S. A. V. )dir. Ondan sonra gelen liderlerin hepsi onun halifesidir." Şeklinde bir ifade kullandım. Türkçedeki kullanımdan dolayı bunun anlamı anlaşılmayabilir, aslında burada bir anlatım bozukluğu da vardı, halife zaten ondan sonra gelen demektir. Peygamber Efendimiz(S.A.V.)in halifeleri(ondan sonra gelenler, onun yerini alanlar değil, onun yerini kimse alamaz) onun devlet idaresiyle ve ümmetin idaresiyle ilgili yetkilerine Peygamber Efendimizin(S.A.V.) "masumluk" sıfatlarının dışında sahip olmuşlardır. Bu makama sahip olmaları Peygamber Efendimizin(S.A.V.) gibi nübüvvet sonucunda değil, kendi imtihanlarının bir sonucu bir parçasıdır ve halifelik makamındaki amellerinde masum değillerdir, yani hata, günah, hatta büyük günahlar işleyebilirler. Konuyla ilgili olmadığı için yazının içerisinde almadığım bu hususu kısaca açıkladım ve bu yazının bu kısmıyla ilgili yazılmış oldukça faydalı  bir alıntıyı buradan aktarıyorum: Peygamberlik, Allah’ın takdiri, tercihi, iradesi, atamasıyla elde edilen bir ünvandır. Kur’an, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in son peygamber olduğunu, halefinin olmayacağını bildirilmiştir. Yüce Allah, peygamberlik kurumunu, görevini, ünvanını sona erdirmiştir. Sonlandırılmış olan ve atamayı sadece Allah’ın yaptığı bir makama, göreve insanoğlu herhangi bir nedenle ve herhangi bir usülle atama yapamaz. Kişi kendi kendini de atayamaz. Veraset veya kılıç gücüyle peygamber halefi, dinin ve ümmetin temsilcisi olunmaz. Olmayan, kaldırılan bir makamın halefi olmaz. Hz. Muhammed’in halefi olmaz, olamaz.. ... Devamı

29 05 2011

HZ.ADEM(A.S.), ÖNCESİ ve SONRASI EK-1(İLK İNSANLIK İDDİALARI)

İnsana benzeyen, içgüdüleriyle yaşayanlar kan döküp fesat çıkarıyolarsa aynısını, insanlar günümüze kadar ve günümüzde de yapmaktadırlar ve aynı ifadeler günümüzdeki insanlar için de kullanılmaktadır(araf/74, bakara/84-85). Kan döküp, fesat çıkarmaları gelişmemiş oldukarını, içgüdüleriyle hareket ettiklerini göstermez;  tam tersine gelişmiş olduklarını gösterir. Hayvanlar fesat çıkarıp kan dökmezler fosil kalıntılarına bakılırsa halifelik mevzusunun hayvanlar aleminde sayısız kere gerçekleştiğini görebiliriz. Bir canlı türünün nesli yok olur ve aynı canlının başka bir türü gelir ve melekler buna itiraz etmezler. Hayvanlar ihtiyaçları için kan dökerler( açlık ve kendini müdafaa) fesat çıkarmazlar, demek ki insanların fesat çıkarmaları kan dökmeleri gelişmiş olduklarının bir göstergesi. Çok eski insan kalıntılarına baktığımızda onların hayal edemeyeceğimiz şekilde oldukça gelişmiş olduklarını yine görebiliriz(Hz.Adem(A.S.) dan önceki insanlar). İnsanlar vardı ama insanlık yoktu Hz.Adem(A.S.) ile ilk insanlık ortaya çıktı dersek, Hz.Adem(A.S.) ın iki oğlu Habil ve Kabil'in kıssalarını hatırlamamız gerekir ki görebildiğimiz ilk cinayet, ilk insanlık dışı hareket diyebiliriz buna(5:27) günümüzdeki cinayet sebeplerine bakarsak bu sebep bile masum kalır. Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı(Araf/11) Bütün insanlar Hz.Adem(A.S.)dan gelir, başka insanlar içerisinden halife seçilmemiştir. Siz hitabı bütün insanlara gelir, Ben-i Adem hitabı da aynı şekilde bütün insanlara gelir. ... Devamı

25 05 2011

HZ.ADEM(A.S.), ÖNCESİ ve SONRASI-2

Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.(Al-i İmran/33) Bu ayette gördüğümüz gibi bir silsile vardır ve aralarında geçen zamanın da bu denli orantısız olması beklenmez. İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.(Meryem/58) Bu silsile de zaman aralıkları aşağı yukarı bellidir ve bu peygamberler belirli bir zaman dilimlerini belirli dönemleri temsil ederler bahsettiğimiz 7000 yıllık dönem kendi içerisinde belli, birbirine eşit dönemlere, parçalara ayrılır. Bu bakımdan böyle bir silsilede Hz.Adem(A.S.)ı milyonlarca yıl öncesine atamayız.   Kuran-ı Kerim’de geçen kavimlerin arkeolojik bilgilerine ulaşabilmekteyiz, bu da bu kavimlerden ibret alabilmemizin bir gereğidir, bu durum yüzbinlerce yıl öncesine gidilmesini gerektirmez; gerek arkeolojik kalıntıların netliği, gerekse (sadece günümüz için düşünülmemeli) sözlü olarak ulaşılabilirliği, gerekse kavimlerin yeryüzüne dağılması ve günümüzdeki gibi medeniyetler oluşturması(dünyanın dört bir tarafındaki medeniyetler yaklaşık M.Ö.3000 yıllardan sonra ortaya çıkmaya başlamıştır) bu tarihin 7000 yıl ile sınırlı olmasını gerektirmiştir.       Hz.Adem(A.S.) yaklaşık olarak bundan 7000 yıl kadar önce tarihlerde Cennetten yeryüzüne indirilmiş bulunduğundan ve Hz.Adem(A.S.) halife olduğundan dolayı Hz.Adem(A.S.)dan önce yaşamış insanlar bulunmaktadır. Bununla ilgili Yüce Rabbimiz şöyle... Devamı

25 05 2011

HZ.ADEM(A.S.), ÖNCESİ ve SONRASI-1

Hz.Adem(A.S.) ile ilgili  bir yazı yazmak hem Hz.Adem(A.S.)dan öncesiyle ilgili hem Hz.Adem(A.S.)’in yaratılışını ve hemde  Hz.Adem(A.S.)dan sonrasını yazmayı gerektirdi. Yüzeysel bir yazı bile yazılsa Hz.Adem(A.S.)ın önemi ve farklılığından dolayı bu hususlara yine de kısa bile olsa değinilmesi gerekir, çünkü bu konular Hz.Adem(A.S.) ile birlikte anlaşılması gereken konulardır. Öncelikle genel olarak içerisinde yaşadığımız Dünyaya ve onu yaşanılabilir kılan sisteme ve Hz.Adem(A.S.)ın yaratılışına bakalım: 5- O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ay'ı emrine âmade kılmış, her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O'dur. 6-O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için en’amdan(koyun,keçi,sığır,deve) sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O'dur. Mülk O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz? (Zümer/5-6) Allahu Teala önce gökleri ve yeri yarattığını daha sonra gece ve gündüzü oluşturduğunu, güneş ve ayı mükemmel hassas hesaplarla insanın hizmetine verdiğini(ki bunları teker teker anlatmak ayrı bir yazı gerektirir) anlatıyor. Rabbimiz öncelikle bize gökleri ve yeri, güneşi ve ayı nasıl yarattığını anlattıktan sonra bizim yaratılışımızdan bahsediyor. Kuran-ı Kerime muhatap olan bütün insanlar Hz.Adem(A.S.) neslinden olduğuna göre ayette sizi bir nefisten yarattı ifadesindeki nefis Hz.Adem(A.S.)dır. Hz.Adem(A.S.) dan başkası zaten tabi ki olamaz, bunu g... Devamı

02 04 2011

TESETTÜR-2

“Humur,hımar” kelimesine geleceğimi yazmıştım. “Hımar” konusuna gelmeden önce Rabbimiz “وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ على جُيوبِهِنَّ ” “Örtülerini, başörtülerini yakalarına vursunlar, görünmeyecek şekilde kapatsınlar” buyururken bir önceki “وَﻻ يُبْدينَ زينَتَهنَّ إلَّا ما ظَهَرَ مِنها ” “Zinetlerini, güzelliklerini görünen müstesna açmasınlar” ifadesiyle neden “ف” bağlacıyla değilde “وَ”  bağlacıyla bağlanmış şeklinde biraz Arapça bilenler tarafından sorulabilir. Bilmeyenler için kısaca söyleyelim “ف” ile bağlanan ifade kısaca bağlılık, gereklilik gibi anlamlara gelir detaylı olarak bilmek isteyenler dilbilgisi kitaplarına bakabilirler. Yani “ف” ile bağlansaydı  zinetlerini görünen müstesna açmasınlar o halde örtülerini (zinetlerini görünen müstesna açmasınlar) ifadesine bağlanacak şekilde yakalarına vursunlar şeklinde bir anlam çıkardı. Yani bağımsız bir ifade olarak durmaz bunun gereği olarak bulunurdu. “وَ” ise bizim kullandığımız ve bağlacıyla aynı şekilde kullanılır, yani ifade daha bağımsız bir hal alır, bu durumda “hımar” kelimesine bağımsız bir anlam yüklemeliyiz diyenler olabilir. Bu durum “وَ” bağlacının kullanılmasının zaruri olmadığı durumlarda geçerli olabilir. Burada ise “وَ” bağlacını kullanılması zaruridir. Çünkü “ف” bağlacı ile bağlansaydı “zinetlerinizi görünen müstesna açmayın o halde  örtülerinizi, başörtülerinizi yakalarınıza vurun” gibi iki ifadeyi tamamen birbirine bağlayan birbirine has kılan bir anlam çıkacaktı. Yani mümin kadınların görünen müstesna zinetlerini açmamaları i&cced... Devamı

02 04 2011

TESETTÜR-1

Kuranı kerim okuyucuların, tefsircilerin; yorumlarıyla, tahminleriyle, zanlarıyla, kimsenin görüşüne göre açıklanamaz. Kuran-ı Kerim Allahın emrettiği şekilde anlaşılır ve bu şekilde açıklanır. Peygamber Efendimiz(S.A.V) kuran ayetlerini olduğu gibi açıklamış ve uygulatırken olduğu gibi uygulatmış; Allahu Tealanın ayetlerini onun Rasulu olarak en iyi anlayan kişi, yanlış anlama ihtimali olmayan kişi olarak Cebrail(A.S.)  tarafından kendisine gelen ayetleri olduğu gibi tebliğ etmiş ve bu ayetlerin uygulamasınıda zaten ayetleri anlama noktasında günümüzdeki gibi “sıkıntı” çekmeyen sahabiler anlamakta uygulamakta ve yanlışlar eksiklikler görüldüğünde de Peygamber Efendimiz(S.A.V.) tarafından uyarılmaktaydılar. Yani bir ayet indiğinde sahabiler tarafından acaba ne denmek istenmiş? Bu nasıl uygulanacak? Bu kelime hangi anlama geliyor? Bu cümlede ne denmek isteniyor? Gibi günümüzdeki şekliyle tartşmalar yapılmamaktaydı. Hadislerde Peygamber Efendimiz(S.A.V.) ayet açıklaması yapmaktaydı fakat bunlar günümüzdeki gibi zaten net olan, açık ve anlaşılır olan meselelerin sorulması şeklinde değildi. Peygamber Efendimizin(S.A.V.) açıklamaları ayetlerin daha detaylı olarak açıklanması idi. Peygamber Efendimiz(S.A.V.)e bir ayet ile ilgili soru sorulduğunda bu kelimelerin hangi anlama geldiğinin sorulması şeklinde değildi, sorulsa bile bu belki kelimenin anlamının kişi tarafından gerçekten bilinmemesinden dolayı olabilir yada bu hadisi şerifte gördüğümüz gibi kelimelerin anlaşılmamasından dolayı değil soruyu soran kişinin şüphesinden dolayı olabilir. Hazreti Enes (Radıyallahu Anh) der ki: Bir kimse Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip: — Ey Allah'ın peygamberi! Yüzükoyun cehenneme sürüklenen­ler, (Furkan: 34) mealindeki ayeti... Devamı

09 03 2011

KİMLERE KAFİR DENİR?

Şeytana(İblise) denir..   “Sizi yaratmıştık, sonra şekil vermiştik; sonra meleklere: “Âdem’e secde edin” demiştik. Hemen secde ettiler, İblis öyle yapmadı. O secde edenler arasında yoktu.  Allah dedi ki: “Emrettiğim zaman seni secdeden alıkoyan neydi?” “Beni ateşten, onu çamurdan yarattın. Ben ondan üstünüm” diye cevap verdi.” (A’raf 7/11-12) Allahu Tealanın, meleklere Ademe secde edin emri  insanın daha üstün olduğunu göstermektedir. Allahu Teala meleklere cinlerden ilk yaratılana secde edin emri vermemiştir. Allahu Teala meleklerine secde edin emrini verdiğinde şeytan bundan kaçınmış ve Allahu Teala da ona neden meleklere secde edin emrini verdiğinde bundan kaçındığını sormuştur. Allah bu emriyle insanın cinlerden üstün olduğunu göstermiştir, Şeytan ise Allaha karşı gelmekte ve insanın cinlerden üstün olduğu gerçeğini kabullenememekte ve aksini söylemektedir. “Ben ondan üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.” (Sâd 38/76) Allaha karşı gelmenin bir cezasının olmaması düşünülemez. Şeytan hem Allaha karşı büyüklenmekte, hemde Allahın Ademe secde edin emriyle gösterdiği gibi insanın daha üstün olduğu gerçeğini örtmekte, kapatmakta, yoksaymakta, yalanlamakta yani “küfr” etmektedir. “Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde       edemem.” (Hicr 15/33) İblis büyüklenmekte ve Allahu Tealanın meleklerine secde ettirdiği ve diğer mahlukatından daha üstün yarattığı insanı küçümsemektedir. “İn oradan! Orada büyüklenmeye hakkın yok. Defol! Sen alçağın  tekisin.” (A’raf 7/13) Allahın cezalandı... Devamı

25 02 2011

KADER İLE İLGİLİ ANLAŞILAMAYAN HUSUSLAR-2

Kader konusu çok derin bir konu ve anlaşılması, anlatılması oldukça zor bir konu. Öncelikli olarak anlaşılamayan konu maalesef zaman konusu, rabbimiz bizim gibi zamanı yaşamaz o zamanın yaratıcısıdır, yani rabbimiz için herşey olup bitmiştir, bizim anlayacağımız şekilde.İkinci konu Allah herşeyi bilir, geleceğide bilir. Rabbimiz cehenneme gideceğimizi bilebile bizi neden yarattı sorusuna gelince, cehennem niye yaratıldı? insanlar ve cinler için yaratıldı rabbimiz insanı yaratıp sonra günah işlediğini görüp ben yanlış yapmışım madem öyle cehennemi yaratayım orda azap çeksinler demedi. Allah hata yapmaz. Rabbimiz tabiki seçim yapmayı bize bırakmıştır, bizim seçimlerimize göre yaratmaktadır. Biz Rabbimizin herşeyin yaratıcısı olduğunu unutmayalım yani irademizin isteklerimizinde yaratıcısıdır ve herşeyi bildiğini unutmayalım, Rabbimiz gelecekte olacak herşeyi bilir.      Rabbimiz için zaman zaten olup bitmiştir yani kim cehennemlik kim cennetlik bellidir. Ruhların ilk yaratılmasıyla cennet cehennem hayatına geçmemiz arasında Allah için bir anlık bile fark yoktur, çünkü Allah için zaman farkı yoktur zamanı rabbimiz yaratır ve Allahu teala acaba ne olacak diye merak etmez ve kime ne yapacağını zamanla düşünerek, kararsız kalarak belirlemez bizim ne karar vereceğimizi bilmeyerek kararlarımıza göre ileri bir zamanda duruma göre hüküm vermez.      Herşeyin bir kaderi vardır  rabbimiz "Biz herşeyi bir kaderle yarattık" buyurmaktadır. İnsanında bir kaderi vardır çok küçük gibi görünen bir kararımız bütün hayatımızı etkileyebilmektedir bazen, her hamlemiz yeni sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Tabiki kurtuluşa ermek için çalışacağız, rabbimiz sonsuz merhamet sahibidir, bir annenin &ccedi... Devamı

23 02 2011

KADER İLE İLGİLİ ANLAŞILAMAYAN HUSUSLAR

    Bütün güzellikler Allahtandır ve bütün kötülükler bizim elimizdendir demek bizden kaynaklanır demektir yoksa iyilikleri, güzellikleri de yaratan Allahtır kötülükleri, çirkinlikleri yaratan da Allahtır, ve bu kötülükleri cezalandıracak olan da Allahtır.      Maalesef Allah için zaman kavramının olmaması anlaşılmıyor. Allah şartları yaratıp sonra acaba neyi seçecek diye bilgisizlikten kaynaklanan bir merakla beklemez, bu acizliktir Allah için haşa acizlikten bahsedilemez. İnsanın iradesi yokmudur? vardır. İnsan kendi seçimlerini yapmaz mı? yapar. İnsanlar kötülükler yapar ve bu kötülükleri biz mi yaratıyoruz? haşa bizden kaynaklanır doğru ama biz yaratmayız, Allah böyle kötü bir kader yaratabilir mi demek çok ilginç Allah yaratmıyorsa kim yaratıyor peki? insanlar mı yaratıyor? hayır Allahtan başka yaratıcı yoktur. Allahın bir şeyi bilmemesinden bahsedilemez, Dünyaya gelmeden kimin cennete kimin cehenneme gideceğini de bilir; kimin nasıl imtihan edileceğini, hangi seçeneklerle karşılaşacağını, özgür iradesini nasıl kullanacağını da bilir.Çünkü bunları yaratan zaten odur. Ve bunlar zaten olup bitmiştir Allah için. Zamanı yaratılanlar yaşar, Allahın zamana bağlı olması düşünülemez, zamana yaratılanlar bağlıdır, zaman dediğimiz sürekli yaratma halinde olan rabbimizin karşımıza çıkardıkları yani yaşadıklarımızdır ve rabbimiz bizi sürekli izlemektedir, herşeyi görmektedir. Madem herşey önceden belli bizim birşey yapmamıza gerek yok diyenler de komik duruma düşmektedir çünkü bu söyledikleride kaderlerinde belliydi zaten. Allahın herşeyi bilmesi boşuna amel etmemiz, yaşamamız anlamına gelmemektedir: Allah bizim amellerimizi takip etmektedir, i... Devamı

22 02 2011

KURAN ARAPÇASINI ÖĞRENMEK

Kuran-ı kerim meallerinde maalesef hem meal yazarlarından kaynaklanabilen sıkıntılarla hemde kuran-ı kerimdeki muhteşem manaları başka bir dile çevirmenin verdiği sıkıntılarla karşılaşabilmekteyiz. Bu bakımdan kuran-ı kerim arapçasını öğrenmek kuranı daha iyi anlamak isteyen bir müslüman için zor olmamalıdır. ... Devamı

21 02 2011

ALLAHU TEALA SONSUZ ADALETİYLE HÜKMEDECEKTİR

HÛD 6. Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz’da) dır.         Geçmişteki herşey, gelecekte olacak herşey, bunların dışında bütün kurallar, bütün  formüller, herşeyin muhteviyatı, yapısı kitab-ı mübindedir (Ayette kitab-ı Mübin meali açık bir kitap ve levh-i mahfuz olarak verilmiş).     Geçmişteki herşey zaten olup bitmiştir gelecekteki herşey ise Allahu teala için olup bitmiştir, Allah için zaman kavramı yoktur; gelecekte yaşanacak herşeyin yazılı olmasının anlaşılması zor gelebilir, ama Allahu teala gelecekte yaşayacaklarımızın yaratıcısıdır. Bir sinema filmini veya tiyatro oyununu izlerken oyun içerisinde ne olacağını neyle karşılaşacağımızı bilemememiz fakat senaryo yazarının bilmesini buna örnek verebiliriz. Senaryo yazarı sadece senaryonun yazarıdır, oyunda bir sonraki repliğin ne olacağını bilir çünkü kendisi yazmıştır ama oyuncuların performansını, seyircinin tepkisini bilemez; Allahu teala ise herşeyin yaratıcısıdır dolayısıyla gerçekleşecek herşeyi bilir.  Geçmiş kitaptadır ve gelecekte olacak olaylar da kitaptadır. Zamanı yaşayan biziz; hafızamızdakine geçmiş zaman, yaşamakta olduğumuza şimdiki zaman, henüz yaşamadıklarımıza da gelecek zaman demekteyiz. Allahu teala zaten herşeyin yaratıcısıdır dolayısıyla zamanında yaratıcısıdır.      Allahu tealanın kitab-ı mübininde herşeyin bilgisi bulunmaktadır ve Allahu teala “  Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi,49)” buyurmaktadır. Dolayısıyla yaratılan herşeydeki kader, ölçü, miktar, yapı, muhteviyat kitab-ı mübindedir... Devamı

16 02 2011

ASTROLOJİ-2

   Gezegen etkilerini incelediğimiz zaman anlaşılabilir bir mantığa oturmaktadır. Güneş ve ayın dünyamız üzerindeki somut etkileri, diğer gezegenlerin üzerimizdeki etkilerini anlayabilmek için örnek olarak verilebilir. Fakat ev sistemleri ve arap noktaları gibi konular daha farklı bir mantık çerçevesine oturmalıdır.   Hint astrolojisi farklı olmakla birlikte modern astrolojide koç burcu ilkbaharın başlangıcıyla başlar, her sene ilkbahar başlangıcı(kuzey yarımküreye göre) geriye doğru gitmektedir örneğin M.Ö.2000 yılında 8 Nisan tarihini göstermektedir. Modern astroloji;  Güneşin, Dünyamız üzerindeki somut etkilerinden birisini ;ilkbahar başlangıcını esas alarak burç sıralamasını başlatmaktadır. Koç burcu ilkbaharın başlangıcıdır, yengeç burcu yaz mevsiminin başlangıcıdır. Takımyıldızlar ise Dünyadan bakıldığındaki görüntüleri belirli cisimlere benzetilerek isimlendirilmiştir .  Vedik astroloji  o zaman çizilen yani şekillere benzetilen takımyıldızları kullanmaktadır. Modern astroloji ise çizilen takımyıldızlarının şekillerini değil mevsimleri, güneşin somut hareketlerini dikkate almaktadır. Tabiki bu takımyıldızların içerisindeki yıldızların dikkate alınmayacağı anlamına gelmemektedir. Yıldızlarda dikkate alınmaktadır , örneğin bir gezegenin belirli bir yıldız üzerindeki transiti dikkate alınabilir yani dünyamızdan bakıldığında gezegen ile yıldız birarada görünebilir, bunun etkileri incelenebilir.    Sadece Dünyada değil kainatta hiçbirşey birbirinden bağımsız değildir.  Kainat insan için yaratılmıştır, gezegenlerin rastgele döndüğünü yıldızların rastgele gökyüzüne dağıldığını Allahın kainatı yaratmasındaki muhteşem hikmetlerini bilen birisi söyleyemez. Günde 5... Devamı

06 02 2011

KURŞUN DÖKMEK

  Günümüzde ve tarih boyunca türlü türlü hurafeler toplumlar içerisinde hep kendisine yer bulmuştur. Ve bu hurafeler, uygulamalar zamanla öyle bir hal almıştır ki toplum içerisinde kemikleşmiştir ve silinemez bir hale gelmiştir. Bu uygulamalara baktığımızda çok uzun  tarihsel süreçlere sahip olduklarını görmekteyiz.Yani gelenekleştiklerini bırakın toplum içerisinde yayılmalarını kültürler arasında da yayılabildiklerini görmekteyiz. Bu uygulamalardan biriside kurşun dökmedir. Bu uygulamaların ortak özelliği hiçbir bilimsel dayanağının olmaması sadece zan üzerine kurulmuş olmalarıdır. Hiçbir bilimsel dayanağı olmamasına rağmen bu uygulamayı yine herkesin yapamadığını ocaklı olmak izinli olmak gibi şartlar getirilerek uygulamayı gerçekleştirecek kişilerin sınırlandığını görmekteyiz. Eski çağlardaki kahinler gibi belirli bir azınlığın elinde esrarlı gizemli bir şekilde tutularak insanlar üzerinde uygulamanın etkileyiciliğinin arttırılmaya çalışıldığını görmekteyiz.    Bu uygulamayı meşru gösterebilmek için islamın içerisinde gösterebilmek için uygulamaya başlarken besmele çekilmekte "benim elim değil, Ayşe, Fatma Anamızın eli"gibi islami motifler kullanılmaktadır. İnsanlar ve cinler Allaha ibadet etmeleri için yaratılmıştır, bu ibadet hayatımızın her alanını kapsayan bir anlamdadır; namaz kılmamızda ibadettir, hastalandığımızda doktora gidip şifayı Allahtan umarak tedavi olmamızda ibadettir. Şimdi denilebilirki bizde şifayı Allahtan umarak kurşun döktürmeye gidiyoruz. Şifa Allahtan umularak gidilseydi onun yolundan giderlerdi başka yollara saparak Allahtan şifa dilenemez o yollara sapıldığı takdirde başkalarından şifa dilenilmektedir, eğer buna rağmen biz hala Allahtan şifa umarak kurşun döküyoruz d... Devamı

29 01 2011

HİÇ ŞÜPHESİZ BİZ HERŞEYİ KADER İLE YARATTIK. (Kamer Suresi,49)

   Alllahu teala kainatta ve ahirette herşeyi bir ölçü ile yarattığını buyurmaktadır. Ölçü olarak meali verilen ise kaderdir. Kader Allahın herşey için takdir ettiği ölçüdür. Kafirlere hakkettikleri azap verilirken Allahın takdir ettiği ölçüde ateşe sürülecektirler.Allah ''Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi,49)'' buyurmaktadır. Yani herşeyi belirli bir ölçüde yarattık anlamındadır. Bahsettiğimiz gibi kader kelimesine ölçü anlamında meal verilmektedir. Önceki ayetlerde ise kafirlerin cehenneme sürüleceklerinden, ateşlere atılacaklarından, sapıklık ve ateşler içinde olduklarından bahsetmektedir. Kafirlerin kendilerini sayıca ve kendi aralarında ve diğer kabileler ile yardımlaşma bakımından üstün görmeleri, fakat hezimete uğrayacakları ve kıyamet gününün kendileri için daha dehşetli olduğu anlatılmaktadır. Bu ayetlerde Allahu tealanın herşeyi bir ölçü ve denge ile yarattığını görmekteyiz. Allahu tealanın ölçüyü belirlediğini dengeyi belirlediğini, belirlediği ölçü ve dengeye göre sonucu karşılığını takdir ettiğini yarattığını görmekteyiz. 50. ayette gördüğümüz gibi ''Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)'' Allahu teala bu dengeyi ölçüyü bizim anlayacağımız şekilde bir göz kırpması ''gibi'' ifade etmiştir. Bu ölçü ve denge Bedir savaşında  görülmektedir. Kafirler ''miktar'' olarak müminlerden fazladır ve ayette belirtildiği gibi biz yardımlaşan bir topluluğuz demektedirler. Fakat takdir eden,yaratan, Allahu tealadır zaferi veren Allahtır.Sayıca çok az olan müslü... Devamı

03 01 2011

ASTROLOJİ

    Astroloji gök cisimlerinin üzerimizdeki etkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Astroloji fal değildir, astrolojiyi fal sananlar astroloji adı altında falcılık yapan kişiler yüzünden bir anlamda da maalesef haklıdırlar.     Astroloji gelecekten haber vermez, sadece tahminler yürütmemize yarar. Gelecek gaybdır ve gaybıda Allahtan başkası bilemez. Astroloji bize şanslı ve şanssız günlerimizide göstermez, şans kaderle ilgili bir mevzudur ve yıldızlar kaderimizi belirlemez, yıldızlarda kaderin bir parçasıdır. Kader ayrıca detaylı bir konudur fakat kısaca Allahın yaratmasıyla takdir edip, ölçüp belirlemesiyle alakalıdır. Astroloji ve astronomi bizi hayretler içerisinde bırakan inanılmaz muhteşem bir dünyayının kapılarını bize açar. Astronomiyle ilgilenenler astrolojiyi saçmalık olarak görmüşler, astrolojiyle ilgilenenler astronomiyi içi boş bir uğraş gibi görmüşler. Ne astroloji bir saçmalıktır bunu iddia edenlere kendi hayatlarından  astrolojik örnekler vererek ıspatlayabiliriz, ne de astronomi kuru, boş bir uğraştır; astronomi olmadan astrolojiden faydalanamayız, astronomideki yeni keşifler astrolojiyi doğrudan ilgilendirebilmektedir. Peki madem astroloji gelecekten haber veremez, ne zaman ne yaparsak doğru olacağı konusunda örneğin şu tarihte evlenirsek evliliğiniz uzun sürecektir gibi bize tavsiyeler vermez o zaman astroloji ne işe yarar? Astroloji öncelikle yukarıda bahsettiğim gibi bize muazzam, muhteşem bir dünyanın kapılarını açar. Yıldızların, gezegenlerin bizim hayatımızla birlikte muhteşem bir düzende bulunduğunu, bizden bağımsız olmadıklarını, rastgele dizilmemiş ve rastgele dönmüyor olduklarını bize gösterir. Astrolojiyi iyi anlayabilmek için zodyakı iyi anlayabilmek gerekir. Zodyak bizim için temel bir formüld&... Devamı

24 12 2010

AŞURE GÜNÜ

Aşure günü arapçada on rakamı manasına gelen aşara kelimesinden türetilmiştir. Muharrem ayının 10.gününde Hz.Hüseyinin(r.a.) şehit edildiği yas günüdür. Muteber hadis kitaplarında bu günde geçen sevindirici olaylara rağmen ki bunlar birden çok ve bu peygamberlerin hayatlarındaki en  önemli ve sevindirici olaylar olmasına rağmen, Hz.Hüseyinin şehit edilmesi baktığımızda bayram gibi geçmesi gereken bu günü müslümanların yas gününe çevirmiştir. Hz.Adem, Hz.Nuh, Hz.Musa, Hz. İsa ve diğer önemli peygamberlerin çok önemli ve sevindirici hadiseler yaşadıkları bu günün Hz.Hüseyinin şehit edilmesiyle yas gününe dönüşmesi, Hz.Hüseyinin önemini, değerini, vazifesinin ulviyetini gösterir. Bu muhteşem olaylar bile onun şehit edilmesi üzerine yasa bürünür. Bahsettiğimiz olaylar küçümsenecek olaylar değildir. Hz.Ademin tevbesinin kabul edilmesi gibi. Bahsettiğimiz olaylar bu peygamberlerin hatta insanlığın en önemli hadiseleridir. Buradan peygamber efendimizin ve onun neslininin önemini görebiliriz. Bu bir devletin vatandaşlarının çok mutlu olduğu kendilerinin en büyük bayramlarını, en mesut günlerini kutladıkları bir günde devlet başkanının aniden vefat etmesi üzerine herkesin mutluluğunu kaybedip, hüzne boğulmasına, yas tutmaya başlamasına, bayramın aniden sona ermesine benzer. Hz.Hüseyinin şehit edilmesiyle bayram bitmiş yas başlamıştır.   Devamı